Reklam
Şayet efsane doğruysa!
Doç.Dr. İsmail ŞAHİN

Doç.Dr. İsmail ŞAHİN

Şayet efsane doğruysa!

04 Mayıs 2019 - 00:48 - Güncelleme: 04 Mayıs 2019 - 00:50

Kahve, çay ve baharatlarıyla meşhur olan bu ülkede toplam nüfus 22 milyona yaklaşmaktadır.

Hindu efsanelerinden birinde, çok sinirlenen tanrının Seylan Adası’ndaki günah ve zevk şehrini nasıl ateşe verdiğinden bahsedilir. Hikâyeye göre Seylan’ın kötü ruhlu tanrısı, Tanrı Rama’nın karısını Hindistan’dan kaçırarak, Kolombo’da (Seylan’ın başkenti) zindana atmıştır. Rivayetler, bu olaydan sonra Hindistan’ın güneyinden gelen Hindu Tamiller ile Budist Sinhaliler’in sürekli çatıştıklarını anlatmaktadır.

Hindistan’ın güneydoğusunda yer alan Sri Lanka, uzun yıllar Portekiz, Alman ve İngiliz sömürgesi altında yaşadıktan sonra, 1948 yılında Seylan adıyla bağımsızlığını kazanmıştır. Bağımsızlığın ardından gelen iç siyasi çekişmeler neticesinde, 1972 yılında ülkenin adı Sri Lanka olarak değiştirilmiştir. Hint Okyanusu’nda bir ada olan Sri Lanka, ekonomik açıdan gelişmiş bir ülke değildir. Sömürge ekonomisi, iç siyasi kavgalar ve 1983-2009 yılları arasında 26 yıl süren iç savaşın yarattığı yıkım, ülke ekonomisini olumsuz etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Ordu ile ayrılıkçı Tamil Kaplanları arasında yaklaşık çeyrek asır devam iç savaş neticesinde, en az 100 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.

Kahve, çay ve baharatlarıyla meşhur olan bu ülkede toplam nüfus 22 milyona yaklaşmaktadır. Nüfusun yaklaşık yüzde 75’ini Sinhaliler, yüzde 11’ini Tamiller oluşturmaktadır. Nüfusun geri kalanları ise Morolar denilen Müslümanlar, Portekiz ve Hollandalı Burgherler ve İngiliz kökenli Eurasienler’den meydana gelmektedir. Nüfusun din dağılımına bakıldığında Sinhaliler’in büyük kısmının Budist, Tamillerin ise Hindu olduğu görülmektedir. Bunları sırasıyla Müslümanlar (% 9) ve Katolik Hıristiyanlar (%8) takip etmektedir.

1983- 2009 yılları arasında devam eden yıkıcı ve yıpratıcı iç savaş, Budist Sinhaliler ve Hindu Tamiller arasında geçti. 23 Temmuz 1983 tarihinde Sri Lanka'nın kuzeyindeki Tamil azınlığına bağlı ayrılıkçıların, ordu mensubu 13 askeri öldürmesiyle gelişen olaylar, ülkede çoğunluğu oluşturan Budist Sinhali çetelerinin intikam duygusuyla sokaklara dökülmesine ve sonuçta ülkeyi 26 yıl sürecek kanlı bir iç savaşa sürükledi. İç savaşın özünde, tarih boyunca süregelen dini ve etnik Sinhali-Tamil geçimsizliği yatmaktaydı. Hıristiyanlar ve Müslümanlar, Budist-Hindu çatışmasında büyük ölçüde tarafsız kalmayı başardılar.

Budizm’in önemli bir merkezi konumundaki Sri Lanka’da Tamiller’in; din, dil ve etnik köken bakımından farklı oldukları yönetici çoğunluk Sinhalilerden sürekli baskı görmesi ve ülkenin yönetim sistemi içerisinde yeterli oranda temsil edilmemeleri, Tamilleri bağımsız bir devlet kurma yolunda cesaretlendirdi. Bu düşüncenin siyasi ayağını, Tamil Birleşik Kurtuluş Cephesi yürüttü. Fakat Kara Temmuz olaylarının baş göstermesiyle hükümet bu partiyi kapattı. Partinin kapatılmasının, Tamillerin artan ölçüde barışçı yolları terk etmesine ve silaha başvurmalarına yol açtığı belirtilmektedir. Hint asıllı Tamillerin ardındaki en büyük güç Hindistan olmuştur. Dönemin Hindistan Başbakanı İndira Gandi’nin, “Hint asıllı insanlar öldürülürken Hindistan duruma tepkisiz kalamaz” açıklamasını yapması, bu durumu gözler önüne sermektedir.

Sri Lanka’nın kuzeyinde bağımsız bir Tamil devleti kurmak için verilen silahlı mücadele, kısa zamanda Hindistan ile Sri Lanka yönetimini savaşın eşiğine getirdi. Öyle ki Hindistan’ın Tamil halkına gönderdiği yardım gemilerine Hint donanması eşlik etmeye başlamıştı. İki ülke arasında tırmanan gerginlik, Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi ile Sri Lanka Başbakanı Junlus Jayewardene arasında Temmuz 1987 tarihinde imzalanan silah bırakma anlaşması ile bir nebze aşağıya çekilmiştir. Anlaşma tarafların silahları bırakmasını ve Tamillere geniş haklara dayalı özerklik verilmesini karara bağlıyordu.

Bu anlaşmaya rağmen Tamil Kaplanları silah bırakmamakta direnmeye devam etti. Bağımsızlık taraftarı olan Tamil gerillaları, Rajiv Gandi’nin özerklik girişimini adil bulmadıklarını bildirdiler ve bu kararı tanımayacaklarını ifade ettiler. Rajiv Gandi’nin aldığı siyasi risk ise kendisine pahalıya mal oldu. Tamil Kaplanları tarafından Mayıs 1991’de düzenlenen bir bombalı saldırıyla eski Başbakan Rajiv Gandi öldürüldü.

Moro Müslümanları’nın Tamil Kaplanları’na destek vermemesi ve üniter yapıdan yana tavır sergilemeleri, ülkenin doğusunda yaşayan Müslümanların terör saldırılarına maruz kalmalarına yol açtı. Örneğin, Ağustos 1990’da iki camiye akşam namazı sırasında Tamil Kaplanları tarafından düzenlenen silahlı saldırıda 150 civarında kişinin öldürüldüğü bilinmektedir. Buna benzer birçok kanlı cami saldırısının iç savaş boyunca yaşandığı görülmektedir.

Sri Lanka ordusunun ayrılıkçı Tamil Kaplanları örgütünün yenildiğini 19 Mayıs 2009 tarihinde ilan etmesiyle 23 Temmuz 1983’te başlayan iç savaşın sona erdiği açıklandığı. Yaklaşık 10 yıl süren barış ve sükûnet ortamı 21 Nisan’da Paskalya Yortusu sırasında yaşanan terör saldırısıyla yeniden bozuldu. Sorunlu bir tarihi arka plana sahip hassas bir coğrafyada meydana gelen bu elim terör saldırısının domino etkisi yaratmasından endişe duyulmaktadır.

Sri Lanka istihbarat birimlerinin saldırılar sonrasında yaptığı açıklamalarda Budist tapınaklara yönelik saldırı planlarının da olabileceğine dair uyarılar yapması, olası bir domino etkisinden duyulan kaygıyı yansıtmaktadır. Her ne kadar saldırıları DEAŞ’ın üstlendiği söylense de, bu durum saldırılar üzerindeki şüpheleri ortadan kaldırmaya yetmedi.  Diğer taraftan, saldırıların Yeni Zelanda’nın rövanşı olduğu yorumları da halkı ve yönetimi tam olarak teskin etmedi.

Gerek halk gerekse de iktidar nazarında Yeni Zelanda ve Sri Lanka saldırılarının, bölgede yürürlüğe konmaya çalışılan büyük bir stratejisinin parçaları olduğunu savunanların bulunması ve özellikle Sri Lanka’da şimdiye kadar Sinhali-Tamil çatışmasından başka ciddi herhangi bir anlaşmazlığın bulunmaması, saldırılara ilişkin şüpheleri başka yöne çekmektedir. Sri Lanka Devlet Başkanı Maithripala Sirisena’nın, “Saldırının arkasında dış güçler olabilir” açıklamasını yapması bu şüpheyi güçlendirmektedir.

Eski yazarımız Doç.Dr.İsmail Şahin'in Diriliş Postası gazetesinde yayımlanan 03/05/2019 tarihli yazısı

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar