Reklam
Batı dünyasının Suriye algısında Türkiye
Doç.Dr. İsmail ŞAHİN

Doç.Dr. İsmail ŞAHİN

Batı dünyasının Suriye algısında Türkiye

20 Ekim 2019 - 21:10 - Güncelleme: 20 Ekim 2019 - 21:11

Türkiye’ye yönelik terör tehdidini bertaraf etmek ve Suriyeli sığınmacıların oluşturulacak güvenli bölge sayesinde ülkelerine geri dönmelerini sağlamak amacıyla 9 Ekim’de başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’nda askeri sahada büyük bir sorun yaşanmadan ilerleme gösteriliyor. Buna karşın Türkiye bu haklı ve meşru davasında yine diplomatik, ekonomik, siyasi ve askeri tepkilere ve yaptırımlara maruz kaldı. Peki, bu tepkiler ve yaptırımlar neden ortaya çıktı?

Bu soruya sağlıklı bir yanıt bulabilmek için öncelikle Batı dünyasının Suriye’deki olaylar hakkında “kesinleşmiş” düşüncelerinin neler olduğunu tespit etmek gerekiyor. Böylece Batı dünyasının neden Barış Pınarı Harekâtına karşı çıktığı daha kolay anlaşılabilir. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

Birincisi, Suriye’nin doğusu “Kürt topraklarıdır.” Bu nedenle Türkiye’nin burayı hedef alan askeri harekâtının bölgenin demografik yapısını Kürtler aleyhine bozacağı ve böylesine bir girişimin uluslararası hukuk kurallarına aykırı olacağı ifade ediliyor. Hâlbuki bu bölgede Arap ve Türkmenler çoğunluktaydı. PYD/YPG, DAEŞ’e karşı mücadele şemsiyesi altında Suriye’nin doğusunun tamamını ele geçirdi. Ayrıca Suriye nüfusu içindeki Kürtlerin oranı yüzde 8 civarındadır. PYD/YPG’nin işgal ettiği topraklar Suriye’nin üçte birine tekabül etmektedir. Bu topraklardan Araplar ve Türkmenler zorla göç ettirildi. Suriye göçünün ana nedenlerinden biri de bu işgaldir.

İkincisi, Türkiye Suriye’nin doğusunda “sivil Kürtleri” katlediyor. Bugün Türkiye sınırları içerisinde 3,5 milyonu geçkin Suriyeli bulunmakta ve bunların en az yüzde 10’nu Suriyeli Kürtlerden oluşmaktadır. Dahası Türkiye’nin hedefi ne Kürtler ne de siviller, sadece terörist gruplar.

Üçüncüsü, PYD/YPG, DAEŞ terörüne karşı savaşıyor, Türkiye DAEŞ’i destekliyor. Türkiye sadece DAEŞ’e karşı değil El-Nusra ve El Kaide terör örgütlerine karşı da etkin bir mücadele yürütüyor. Bu kapsamda 13 Mart 2018 tarihli Başbakanlık Koordinasyon verilerine göre DAEŞ, El-Nusra ve El Kaide ile ilişkileri nedeniyle 5.161’i yabancı uyruklu olmak üzere toplam 10.725 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 3.588’i tutuklanmıştır. Bu nedenle Askeri harekâtın DEAŞ ile mücadeleyi zayıflatacağı iddiası yersiz ve çürük bir tezdir.

Dördüncüsü, Barış Pınarı Harekâtı’yla Suriye’nin doğusundaki “Kürt topraklarına” Türkiye’deki Suriyeli Sünni Arapların yerleştirileceği ve bu toprakların Araplaştıracağı. Doğu Suriye ABD, İsrail ve AB destekli PYD/YPG boyunduruğu altındadır ve bölgenin “Araplaştırılma” tehlikesinden öte “Kürtleştirilme” tehdidi bulunuyor. Acaba bu hangi projenin bir parçası!

Beşincisi, Türkiye PKK/PYD/YPG bahanesiyle Ortadoğu’da sınırları ve haritayı değiştirme amacı taşıyor. Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu Suriyeli sığınmacıların güvenli bir şekilde yurtlarına geri dönmesidir. Kuzey Irak ve Filistin dikkate alındığında herhalde bu sorunun muhatabı başka bir ülke olmalıdır.

Altıncısı, harekât yeni göç hareketlerine sebep olacaktır. Suriye’deki iç savaşın olumsuz etkileri en çok Türkiye’ye yansıdı. En fazla Suriyeli Türkiye’de bulunuyor. AB ülkelerinin en büyük telaşı bu nüfusun Avrupa’ya akması. Türkiye’nin bu nüfusu geri göndermekten başka seçeneğinin kalmadığı çok iyi biliniyor. Fakat Türkiye bunu insafsızca değil insani bir şekilde yapmak için güvenli bölge oluşturmaya çalışıyor. Batı dünyası artık bu durumu kabul etmeli!

Eski yazarımız Doç. Dr. İsmail Şahin'in 18.10.2019 tarihinde Diriliş Postası Gazetesinde yayınlanan yazısıdır. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar