Küresel Emperyalizm ve Liberalizm (bireyselcilik) Müslümanların İslami Kimlikleri üzerinde çok büyük tahribat yaptı. Ulus Devlet anlayışının ürettiği milliyetçi algılar ümmet bilincini yok etme derecesine getirdi. Mazlum coğrafyalarda, özellikle de Gazze’de yaşanan olayların getirdiği vicdanlardaki kıpırdanış sonucu tevhid (bir ve kardeş olma) anlayışının gündeme gelmesi yeni umutların oluşmasına neden oldu.
Küresel Emperyalizm ile mücadelede başarılı olmak için işe önce kendi iç sorunlarımızı hallederek başlamamız gerekiyor. Bunun için önce güvenilir insan olma zarureti vardır. Hz. Peygamberin Mekke’liler tarafından öncelikle “El Emin” olarak kabul edildiğini hatırlamalıyız. Bizim toplum içerisinde güvenirlik kredimiz ne kadar sorusunu, kabul edilebilirliğimizi önce kendimize sormalıyız. Bugün dünyanın en önemli sorunu güvensizlik sorunudur. İman ile güven arasında olmazsa olmaz bir bağ vardır. Güvenilirlik bir insanın bazı eksik özelliklerini kamufle edilebilir. Lakin kendisine güvenilmeyen insanın hiçbir özelliği o açığını kapatamaz. İnsanlara mesaj ve davet götürmeden önce güven götürmek gerekiyor. Dava adamı çok konuşan insan değil, çok konuşulan insandır. İnsanlar bizin güzel ahlakımızı, adaletimizi, dürüstlüğümüzü, fedakarlığımızı, samimiyetimizi konuşmalılar. Hz. Ebu Bekir Mekke’den hicret edince Mekke’liler “Ebu Bekir’siz bir Mekke eksiktir” diyorlardı. Çünkü Ebu Bekir Mekke’nin iyilikleriyle tanınan en önemli kişisiydi. Muhtaçların, ihtiyaç sahibi olanların sorunları ile ilgilenmemiz onlara çözüm üretme gayretinde olmamız gerekiyor. Zaten toplumun sorunlarına çözüm üretme derdinde olmayan kurumların, oluşumların var olmalarının da bir anlamı yoktur.
Hayata pozitif bakabilmeyi, bardağın hep boş tarafını değil, biraz da dolu tarafını görmeyi öğrenmemiz lazım. Müslümanlar olarak önce kendimizle ve birbirimizle barışık olmalıyız ki başkalarına söyleyebilecek sözümüz olsun. Önce birbirimize güvenebilmeliyiz. Kimse kimsenin açığını kollayan, farklılığı ile ayrışan, günlük dosyasını tutan olmamalıdır. Günahkar da olsa, eksikleri de olsa Müslümanları yok saymamız yanlıştır. Eksiklerimiz eksilmemize vesile olmamalıdır.
Medine’de, Mekke’nin fethi için yapılan çalışmaları mektupla Mekke’lilere haber vermeye çalışan Hatıb b. Ebu Betta’yı Hz. Peygamber son yaptığı yanlışıyla değil hayatının bütünü ile değerlendirmiş ve kollamıştır. Hz. Ömer’in “Bırak da şu münafığın boynunu vurayım” teklifine Hz. Peygamber; “Hayır o bedir ehlindendir. Ne bilirsin Allah bedir ehlinin geçmiş günahlarını bağışlamıştır.” diyerek müsaade etmemiştir. Düşene bir tekme de biz vurmamalı, düşenin elinden tutan biz olmalıyız. Fikri ayrılıklar, bölgesel ayrışmalar, kurumsal farklılıklar bizi birbirimize güvenmemeye götürmemelidir.
Allah’a güvenimiz tam olmalıdır. Allah’a olan güvenimiz yoksa istikametimiz kaydı demektir. Allah’a dil ile olan güven yetmez. Kişinin dil ile bunu ifade ettiği halde hala rızık, gelecek endişesi taşıması Müslümanların Allah ile güven krizi yaşadıklarını gösterir. Hz. İbrahim’in Hz. Hacer ve Hz. İsmail’i bıraktığı Mekke’den dönerken Hz. Hacer annemizin “bizi kime bırakıyorsun” sorusuna Hz. İbrahim’in “Bu Allah’ın emri” sözünü duyduktan sonraki Allah’a olan güvenini bir hatırlamak Allah’a güvenin nasıl olması gerektiğini anlamakta önemli bir ölçüdür. Rabbine güvenerek boynunu bıçağın önüne yatıran İsmail’in boğazını bıçak kesmemiştir. Rabbine güvenerek ateşe atlayan İbrahim’i ateş yakmamıştır. Rabbine güvenen Hz. Meryem’i Allah yalnız bırakmamıştır ve kuru hurma dalından taze hurma ikram etmiştir. Bizim Allah’a güvendiğimiz oranda Allah bizimle beraberdir. Allah’tan başkasına bel bağlayarak güvenenlere kıyamet günü Allah “Gidin dünyadayken kendilerine güvenip bel bağladıklarınıza” diyecektir. Allah yardımını kestiği kimseye kim yardım edebilir. Allah c.c. yeryüzünün güvenliğini sağlama görevini; kendilerine, birbirlerine ve Allah’a güvenenlere verir.
Davamız için gönlümüzü ortaya koymazsak iş yürümez. Görüntü değil gönüllülük sergilemeliyiz. Gönüllülük isteğe bağlı hareket etmek değil, kendini sorumlu hissetmektir. Aktif olarak sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmede bahanelere sığınmamalıyız.
Ve güçlü olmak zorundayız. Günümüz dünyasında zayıf bir kimseyi güçlü olanlar ezip geçiyor, zayıf kimsenin emeğine güçlü olanlar saygı duymuyor. Fikri, siyasi, ekonomik, îmani, ahlaki, fiziki anlamda güçlü olmamız gerekiyor. Güçlü olan Müslümanlara saygı duymasalar dahi karşı taraf en azından haddini bilmek zorunda kalıyor.
Kader gayrete aşıktır. Gayretimiz de üst düzeyde olmalıdır. Müslümanlar olarak gayret konusundaki gevşekliğimizden kurtulmamız lazım. “…Oturun oturanlarla beraber başınıza gelecekleri bekleyin” (Tevbe 46) ayetindeki Rabbimizin ifadesini iyi tahlil etmemiz gerekiyor. Amel defterimize her gün yeni ve güzel şeyler yazdırmalıyız. Geçmişi yad ederek kurtulacağımızı beklememeliyiz. Suriye, Filistin, D. Türkistan, Patani, Somali ve diğer Müslümanlar bizim gayretimizi bekliyor. İslam ile tanışmamış kimselerin yarın bizden davacı olacakları endişesini taşımalıyız. Ceza evlerinde 130 bin insan var ve biz görevimizi yapsaydık belki de bu insanların bir kısmı bu durumda olmayacaklardı. Mesul olduğu şeylerle meşgul olmayanları, gayrete gelip sorumlulukları ile uğraşmayan Müslümanları Allah boş işlerle ve birbirleriyle uğraştırıyor.
Bugün Suriye’deki, Gazze’deki Müslümanlarla Allah bizi imtihan ediyor. Gazze’de doktorlar ameliyatlarda gereken ilacı bulamadıklarından kanı durdurmak için kızdırılmış yağ kullanıyorlarmış. Eğer bu yağ bizim de yüreğimizi yakmıyorsa bizde bir sorun var demektir. Bu mazlumlara sadece dua etmek imtihanımıza yetmiyor. Mutlaka onların duasını da alacak şeyler yapmamız gerekiyor.




Müslümanlar birbirine güvenebilselerdi, bankalar bu kadar hayatımıza giremezdi.
Cumaniz mubarek hayırlara vesile olsun güzel insan
Eyvallah Mustafa Hocam. Allah Razı olsun. Müstefit olduk. Cumamız bizlere ve İslam alemine hayırlar getirsin inşallah. Allah'a emanet olun
Tşk ederim abim,kalemine sağlık.Hayırlı cumalar
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi adâletsiz davranmaya sevketmesin! Adâletli olun; takvâya en uygunu, en yakışanı budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdârdır. (Maide suresi, 8)
ALLAH RAZI OLSUN HAYIRLI CUMALAR HOCAM
llah cc.Razı olduğu dinin hakim olması ve gerekli çabayı göstermek için olumsuz her beyan nefsin ve şeytanın hilesidir. Tüm zorluklara rağmen, ahireti öne alıp dünyayı arka plana atanların çabası ise İMANDANDIR. İstemeyenin bahaneyi İsteyenin çareyi bulduğu. Müminin ise teslim olduğu cennet ve cemalullah uğruna çıkılan yolculuğu,,, Mübarek olan CUMA nin hürmetine daim ve Baki olsun inşaallah.....
"Topluluk içinde birçok kötülük, buna karşı zamanında ve yeterli tepki gösterilmemesi sebebiyle yayılmakta ve yerleşmektedir. Erdemli bir toplulukta ancak erdeme uygun davranışlar açıkça ve takdir edilerek konuşulur, sohbet konusu olur; çirkin ve kötü olaylar ise yalnızca gerektiği kadar dile getirilir ve erdem ölçülerine göre değerlendirilir, mahkûm edilir, ıslah çareleri üzerinde durulur. Topluluk içinde erdemsizliğin yaygın hale gelmesi öncelikle yasaklar ve cezalarla değil, toplumun erdem ve erdemsizlik karşısında takındığı tavırla engellenebilir." (Kur'an Yolu Tefsirinden)
Tespitler çok doğru , kaleminize sağlık hocam
Güven, zor kazanılan lakin bir kez yitirildi mi? Geri getirilemeyen haslettir. Vesselam.
Düşene bir tekme de biz vurmamalı, düşenin elinden tutan biz olmalıyız. Fikri ayrılıklar, bölgesel ayrışmalar, kurumsal farklılıklar bizi birbirimize güvenmemeye götürmemelidir.
Allah c.c. yeryüzünün güvenliğini sağlama görevini; kendilerine, birbirlerine ve Allah’a güvenenlere verir. demek ki Müslümanlar olarak güven konusunda sınıfta kaldık.
Hayati konular bunlar. Güvenilmek kadar güzel bir şey, güvenilmemek kadar da kötü bir şey yok. Gerçekten güvenilirliğimizi kendimiz sorgulamalı ve mutlaka güvenilir insan olmalıyız.