Her durumda ve her koşulda yalnızca kendi çıkarını düşünen, kendi menfaatlerini her şeyin üstünde tutan, Allah rızasına gayeleri arasında yer vermeyen insanlara çıkarcı veya menfaatperest denir.
Her şeyde kendi menfaatini önde tutan insanlar karekter ayarı düşük insanlardır. Onlarla dostluk, arkadaşlık yapmak çok zordur zira menfaat öne geçince dürüstlük geride kalır. Menfaatçi insanlar faydalandıkları insanlara faydalanmaları bitince düşman olurlar. Dünya menfaatleri için iyilik edenlerin iyilikleri, avcının kuşlara yem atması gibidir. Menfaatçiler de kuşlara benzerler. Yerde elinizden beslenir, uçunca üstünüze pislerler.
İnsanın belli bir yere kadar kendini düşünmesi normaldir. Ancak kendi çıkarı için başkalarını çıkmaza sürüklüyorsa bu kabul edilemez. Kişinin insanların hakkına girerek, hakkı olmayanı elde etmeye çalışması “çıkarcılık hastalığı”na yakalandığının işaretidir.
Bugünün insanları çıkar çatışmasında çok zor sınavlar yaşıyor. Çizgilerini korumakta zorlananlar, çıkar çukurlarında çürüyüp gidiyorlar. Çıkarlar insanları acımasızlaştırıyor ve hayata sadece çıkar gözlüğü ile bakanlar körleşiyor.
Menfaat savaşları değerleri mahvediyor. Çıkarlar dünyası amaçları araç haline getiriyor. Menfaatçi insanlar çıkara giden her yolu normalleştiriyor, sonra da bu durum onlarda bir yaşam biçimine, hayat felsefesine dönüşüyor.
Çıkarcılık toplumun tüm katmanlarını kuşatınca zamanla bir tutkuya, hatta bir tutsaklığa dönüşüyor.
Bu gel-gitler girdabında toplumun rotası, pusulası, çizgisi, kıblesi kayıyor, kayboluyor. Faydacı, fırsatçı, çıkarcı, kendini beğenen ve menfaatçi güdüler gündemi ve gönülleri kuşatıyor. Dünyada en düşük seviyeli insanlar menfaat için sevgi gösterisinde bulunanlar arasından çıkıyor. Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilenler, sonunda düz hat olup çiğnenmeye mahkûm oluyorlar. Gerçek dostlar menfaatleri bitene kadar değil, yürekleri yetene kadar doğru yerde duranlar arasından çıkıyor.
Bugün çıkar imparatorluğu, yeryüzünü maalesef yaşanmaz hale getirdi. Çıkarlarını baş tacı edenler değerlerini ayakaltı ettiler. Değer-yarar çatışmasında, insanımız ve insanlık maalesef sınıfta kaldı. Menfaatçilerdeki çıkar yarışı bugün büyük bir çıkar savaşına dönüşmüş durumda. Merhum Necip Fazıl’ın Siyonist Yahudilerin menfaatçilikleri ile ilgili; “Siyonizm mi dediniz? Onlar, yumurtalarını pişirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen lanetlilerdir” tespiti günümüzü ne güzel anlatıyor.
Çıkarlarımız bizi baştan çıkarıyorsa, gözümüzü kişisel hırslar bürüyorsa, ilke, ölçü, kural, kutsal tanımaz hale geldiysek sormamız gereken soru şudur; peki biz kimiz ve neyi temsil ediyoruz?
Çıkarcının aidiyeti yoktur, sadece doyumsuz arzuları vardır. Onlar bencildir, “biz” kavramını tanımaz. Vefası, takvası, dostluğu yoktur. Kafasında, karakterinde, kimliğinde sadece menfaati vardır.
Onlar her kılığa girerler, her renge bürünürler, her telden çalar, her araziye uyum sağlarlar. Dostlukları olmaz, dostlarını korumaz, sadece kullanırlar. Hep kendileri için yaşarlar. Başkaları için yaşama erdeminden yoksun olduklarından hep yalnızlardır. Faydacı, fırsatçı, çıkarcı kurnazlığında oldukları için, fırsatları kaçırmayı “enayi”lik olarak görürler. Nasıl olsa “dünyaya bir defa gelinir” felsefesinden hareketle, en üst düzeyde fayda sağlama peşindedirler.
Çıkarcılık öyle bir sarhoşluktur ki, kişi çıkarını put edinir de farkında olmaz. Çıkarı için satamayacağı hiçbir değer, yolda bırakamayacağı hiçbir dost yoktur. Bu süreç insanların kalplerinde başlar ve salgın bir hastalık gibi toplumu kuşatır. İyilik ve yardımlaşmanın kaybolduğu yerde, nefsin arzuları konuşur.
İşin garibi, meselelerin idrakinde ve hassasiyetinde olanların yanında, “davanın menfaati” böyle olmayı gerektiriyor avuntusuna sığınacak kadar savrulan, işi “Allah’ın ayetlerini az bir ücrete satma” aşamasına getirecek kadar bayağılaşan, dinden nemalanan, dindarların sırtından geçinen, dünya için ahiretini satmaktan çekinmeyen, Allah rızasını ranta ve reytinge feda edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Rıza’dan kopanların ne menzili ne rotası kalmıyor.
Dostluğu menfaati kadar olanın, yokluğu büyük kazançtır. Birtakım kimseleri kör eden menfaat, bazılarının ise gözünü açar. Menfaat sandalye gibidir diyor büyükler. Onu ayağının altına alanlar yükselirken, başının üstüne alanlar altında ezilirler. Menfaat karşısında küçülenlerden, büyük insan olmaz.
Maalesef, menfaati biten insanın, muhabbeti de bitiyor. Menfaate dayanmayan bir dostluğun güzelliğini anlamayan, başkalarının dostluktan duyabileceği saadeti de anlayamıyor. Merhum Akif’in menfaatperestler için serzenişi meramımızı özetleyiveriyor;
“Güvenme insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecd’e,
Vaad etmeseydi Allah cenneti, O’na bile etmezlerdi secde.”







