Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihine kara bir leke olarak düşen, tarihsel hafızamıza paslı bir çivi gibi çakılan, bu ülkenin siyasal zemininin nasıl kurgulandığını ve kimler tarafından yönlendirildiğini en net şekilde özetleyen hain bir süreçtir 28 Şubat.
Türk milletinin işbaşına getirdiği en başarılı hükümete karşı yapılmış en terbiyesiz ve seviyesiz harekettir 28 Şubat.
Militarist iradenin 5’li çeteyle işbirliği yaptığı, işadamlarının, medyanın, yargının bağımsızlıklarını bir kenara bırakarak birilerinin emrine amade oldukları ve iradelerini iç ve dış mihrakların yönlendirmelerine bıraktığı bir postmodern darbedir 28 Şubat.
Bu karanlık süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı hükümeti Refah-Yol’un ve 11 aylık döneminde destan yazan 54. Hükümetin Başbakanı, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın görevinden edilmesi için, dış mihraklarla iç mihrakların ortaklaşa düzenledikleri bir kumpas olarak tarihimizin kara sayfalarında yerini almıştır.
Ne vardı bu darbenin arkasında? Kimlerin ayaklarına basılmıştı? Öncelikle havuz sistemiyle, bankacılık sistemini ellerinde tutan rantiye kesiminin bol keseden devlete yüzde 125 faizle para satmalarının önü kesildi. Devletin farklı kurumlarından düşük faizlerle topladıkları paraları ihtiyacı olan diğer kurumlarına yüksek faizlerle vererek devleti soyup soğana çeviren bu kesimin, küresel kapitalizmin ve faiz haram zedelerinin önü kesilince ne yapacaklarını şaşırdılar. Bir manşetle devletten ihale koparanlar, bir başlıkla devletin kaynaklarını ceplerine indirenler, Refah-Yol Hükümeti döneminde istedikleri ve arzuladıkları mümbit zemini bulamadılar. Yıllardır alışık oldukları kirli tezgâhlarının bozulması ve ülkenin imkânlarının emekliye, memura yüzde 100 zam olarak yansıtılması, devletin tarihinde ilk defa denk bütçe yaparak gelir-gider dengelerinin yerine oturması, bu darbeyi hazırlayanları harekete geçiren en büyük sebep olmuştur.
Millete bu zamlar yapılırken ülkenin muhalefeti hep bir ağızdan “Kaynak nerde?” diye bağırıyor, Sendikalar işçilerin menfaatini bir kenara bırakmış, laiklik tamtamları atarak işçileri sokağa dökmeye çalışıyordu.
Strateji, doğrudan İslâm’ı hedef almıyor, İslâmî oluşumları hedef alıyordu. Bu stratejinin adı, “İslâm’a Karşı İslâm” savaşıydı.
28 Şubat’ın aktörleri, “irticayla savaşıyoruz” diyerek bin yıl süreceğini söyledikleri postmodern bir darbe yaptılar. Küresel sistemin postmodern / sinsi yöntemlerle İslâm’la savaştığı bir süreçte, 28 Şubatçıların “irtica tehdidi” numarasıyla, toplumun kardeşliğinin, ülkenin birlik ve bütünlüğünün yegâne sigortası, toplumun en büyük ortak paydası, İslâmî kimlik ve duyarlıklar aşındırıldı; etnik kimlikler kaşındı... Böylelikle, PKK’nın önü açıldı, Türkiye bölünmenin eşiğine sürüklendi.
28 Şubat postmodern darbesiyle, İslâmî kimliklerin ve söylemlerin hedef tahtasına konulması, Türkiye’yi dimdik ayakta tutan omurgayı yıprattı, tutkalı sulandırdı. Toplumda, İslâmî kesimler de dâhil hızlı bir sekülerleşme süreci başlatıldı: Kur’ân kursları, İmam Hatip Liseleri, İslâmî kimlik ve söylemler aşındırıldıkça, etnik bilinç ve kimlikler inanılmaz bir patlama yaşadı. Böylelikle hem PKK’nın teorik temelleri atılmış hem de ılımlı İslâm projesinin hizmetkârı FETÖ’nün önü alabildiğine açılmış oldu. Sonuçta canlı, diri bir görünüm arz eden, 1980’lerde ve 1990’larda zirve noktaya ulaşan İslâmî entelektüel yönelimler kurutuldu; kitap ve dergi yayıncılığına, toplumun islami kimlik duyarlılığına büyük darbe vuruldu.
Fetullah Gülen, O günlerde boy gösterdiği televizyon programlarında Refah-Yol hükümeti için " Bugün Türkiye’yi idare edemeyenler, bu işi beceremedik, yüzümüze gözümüze bulaştırdık deyip çekip gitmeliler” “Birileri haksız yere laikliğe ve demokrasiye hücum ediyor.” “Askerler, bazı sivil kesimlerden daha demokrat.” İfadelerini kullanmış, Darbenin fetva eminliğine soyunarak, “Asker yanlış da yapsa MGK kararları ile sevap almıştır.” Sözleri ile darbenin bir ayağının bu hain zihniyet olduğunu deklare etmiş oldu.
Yargıtay Başsavcısı, Refah Partisinin kapatılması için Anayasa Mahkemesine dava açtı. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya: İrtica PKK'dan daha büyük bir tehlikedir dedi ve hedefte Müslümanların olduğunu ilan etti. Çevik Bir, “Postmodern darbe sadece irticaya karşı değil, biz onu aynı zamanda İsrail için yaptık” ifadesi ile darbenin hedef ve uzantılarını ifşa etti.
Ve zorlamalar sonucu, koalisyon protokolü çerçevesinde Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. Daha sonra partisi kapatıldı. Partililer ve millet sokağa çıkmaya tahrik edildi. Çok büyük hain tuzaklar planlandı.
HAİN PLANIN GERÇEK AMACI 15 TEMMUZ DA İFŞA OLDU
Hain Fetö kalkışması ile ülkeyi ABD ve İsrail'e peşkeş çekmeye çalıştıkları ortaya çıktı
Bütün bunlar planlanırken Allah’ın da bir hesabı olduğu gerçeği göz ardı edildi. Bu milletin genleri ve Allah’ın yardımına mazhar geçmişi ve yüreği düşünülmedi. Milletin vatan sevgisi ve feraseti hesap edilememişti. Bu vatanın evladı olan ve bu millet ile gönül bağı kurmayı beceren Erdoğan, 40 senede değil 40 dakikada bu milletten gönüllü bir ordu kurmayı başarabildi. Allah’ın yardımı, milletimizin hamiyetperverliği ve cesareti ile Hain bir kalkışmanın önüne geçilmiş oldu. Rahmetli Erbakan Hoca’nın hep söylediği “Bu milletin külüne üfleseniz altından iman çıkar.” Sözü 15 Temmuz’da cereyan etti. Şekli, görüntüsü, yaşayışı ne olursa olsun, söz konusu vatan olunca bu milletin bütün evlatlarının nasıl kükremiş aslan kesildikleri, herkese parmak ısırtacak, düşmanların uykusunu kaçıracak şekilde ortaya kondu. Ve kafalardaki şekle bakarak oluşan ön yargıları yerle bir etti.
Vatan, millet ve mukaddesat uğrunda, muhafaza ederken, mücadele ederken, darbelere direnirken mağduriyet yaşayan tüm kardeşlerimize sabır ve ecir temenni ediyor, şehadet makamına ulaşanları rahmet ve minnetle yad ediyorum. Mekanları Cennet olsun.








28 Şubat ı en iyi yaşayanlar bilir hocam. Maalesef şimdiki nesil e hikaye gibi geliyor.
Allah bir dehe yaşatmasın inşallah