Evlilikte en güçlü temel sevgidir, ancak uzun ömürlü ve huzurlu bir birliktelik için sevgi tek başına yeterli değildir. Sağlam bir evlilik; sevgi, saygı, sadakat, samimiyet ve sorumluluk bilincinden oluşan ve “5 S Kuralı” olarak ifade edilen temel esaslara dayanır. Aileyi bir arada tutan bu temel değerlere uyulduğunda o yuva güven ve huzur yuvası olur.
Saygı güvenli bir aile olabilmenin en önemli unsurudur. Saygının gelişmiş hali nezakettir ki bu asaletli bir saygıdır. Evlilikte diğer önemli kavram sabırdır. Anadolu’da; “Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır.” Sözü çok anlamlıdır. Acelecilik ve sabırsızlık evliliğin en büyük düşmanıdır.
Evlilikte esas olan güven ortamı sadakatle oluşur. Aile bireyleri eve geldiğinde kendisini bu güvenli alanda hissetmelidir. Eşler çoğu zaman farkında olmadan iyi niyetle yapıyorum diye eşinin olumlularını görmeyip olumsuz özelliklerine odaklanır ve belki de tek olumsuz özelliğini düzeltmeye çalışır. Eşini mükemmel beklemenin içerisinde aslında ben mükemmelim o da mükemmel olsun anlamında hükmetmek ve düzeltmek amaçlı gizli bir kibir vardır. Kibirle gösterilen çaba hayırla sonuçlanmaz.
Eşlerin birbirlerine karşı müdahaleci davranışları duygudaşlık (Empati) yoksunluğundan kaynaklanır. Empati bu asrın unutulan değeri, yokluğu ise bu çağın en büyük toplumsal hastalığı ve küresel sorunudur. Duygudaşlık karşı tarafın haklarını, ihtiyacını, duygusunu göz önüne alabilmek demektir. Bizim kültürümüzde diğerkâmlık olarak ifade edilen bu kavram duygusal okuryazar olmak, karşı tarafın duygularını da kendi duygularını da algılayabilmek demektir.
Samimiyet, evliliğin sihirli kavramlarındandır. Bir evlilikte samimiyet varsa o evlilikte dürüstlük vardır. Bireylerin sadece dışarıya karşı değil kendilerine karşı da dürüst olmaları gerekir.
Aile toplumu ayakta tutan temel yapı taşıdır. Bugün aile kurumunda ciddi bir yangın var ve güven sorunu yaşanıyor. Aşk olmadığı gerekçesiyle evlilikler erteleniyor, oysa aşk evlilikte sebep değil sonuçtur. Modernizmin şehir efsanelerinden birisi de âşık olmadık ki niye evlenelim yanılgısıdır. Eğer sevgi ve iyi bir iş birliği varsa zaten bu ilişki ömür boyu aşka dönüşür. Aşk ile başlayan bazı evliliklerde iyi bir iş birliği kurulamazsa aşk buharlaşıyor ve uçup gidiyor, sonra da ayrılıklar başlıyor. Eskiden evliliklere sevgi yuvası denilirdi, şimdi bu yuva güven yuvası olması gerekiyor. Çünkü güven oluşmadan bağlılık oluşmuyor. Bunun için emek gerekiyor, gayret gerekiyor, bunlar varsa evler gerçek bir sığınak haline geliyor.
Sevgi ve Muhabbet Kaybolunca evlilikler devam edemiyor. Modern insan sevgiyi bir duygu zannediyor. Oysa evlilikte sevgi sadece duygu değil, aynı zamanda emek, fedakârlık ve merhamettir.
Kur’an şöyle buyurur: “Kendileriyle huzur bulmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması da O’nun ayetlerindendir.” (Rum 21)
Bugün insanlar evliliği Allah’ın bir ayeti olarak değil, kişisel tatmin aracı olarak görüyor. Böyle olunca ilk tartışmada “Artık seni sevmiyorum” cümlesi kolayca söyleniveriyor.
Sorun sevgisizlik değil, sevgiyi besleyen merhametin kaybolmasıdır. İslam eşlerin birbirine karşı sabırlı, affedici ve fedakâr olmasını emreder. Muhabbet sürekli tüketilen değil, sürekli üretilen bir nimettir.
Modern yaşamdaki sınırsız özgürlük anlayışı beraberinde Sadakat Krizini getirdi. Modern kültürün “İstediğin gibi yaşayabilirsin.” anlayışı gençlerde sadakat duygusunu aşındırıyor. Sosyal medya, diziler, reklamlar ve dijital platformlar sürekli olarak daha cazip alternatiflerle kişiyi eşine değil, sürekli yeni heyecanlara odaklandırıyor.
İslam iffeti ve sadakati sadece ahlaki bir tercih değil, toplumun temel direği olarak görür. Nikâhın amacı sadece birliktelik değil, güven oluşturmaktır. Eşler birbirine karşı Allah’ın emaneti bilinciyle hareket etmelidir. Sadakat olmadan güven, güven olmadan aile yaşayamıyor.
Ben Merkezli Yaşam insanları bencilliğe özendiriyor. Eskiden insanlar evliliğe: “Ben ne verebilirim?” sorusuyla yaklaşırken, bugün daha çok: “Ben ne alabilirim?” sorusuyla yaklaşıyor. Bu nedenle fedakârlıkların yerini beklentiler aldı. Halbuki Peygamberimiz aile içinde hizmet etmeyi önemsemiştir. İslam’ın evlilik anlayışında hak aramaktan önce vazife üstlenmek vardır. Herkes görevini yaparsa haklar zaten kendiliğinden korunmuş, huzur ortamı oluşmuş olur.
Dünyevileşme beraberinde Ahiret Hedefinin Kaybolmasını getirdi. Belki de bütün sorunların temelinde bu var. Eskiden evlilik: “Birlikte cennete yürümek” olarak görülüyordu. Bugün ise çoğu zaman: “Birlikte daha konforlu yaşamak” olarak görülüyor. Konfor bozulunca evlilik de bozuluyor.
Eşler birbirini sadece dünya arkadaşı değil, ahirete giden yol arkadaşı olarak görmelidir.
Ortak namaz, ortak dua, ortak ibadet ve ortak dava şuuru aile bağlarını güçlendirir. Allah merkezli kurulan evlilikler, yalnızca duyguların üzerine kurulan evliliklerden çok daha sağlamdır.
Bugün boşanmaların artmasının temel sebebi ekonomik krizler, sosyal medya veya değişen yaşam şartları değildir. Asıl mesele insanın fıtratından ve Rabbinin koyduğu ölçülerden uzaklaşmasıdır.
Kur’an’ın “aranıza sevgi ve merhamet koyduk” dediği yerde bugün sevgisizlik konuşuluyorsa, problem ilahi sistemde değil, o sistemden uzaklaşan insandadır.
Evlilik bir sözleşme değil; Allah’ın adıyla kurulan bir ahittir. Ahit zayıfladığında aile zayıflar, aile zayıfladığında toplum çözülür.
Bu nedenle boşanmaları azaltmanın yolu sadece hukuk düzenlemelerinden değil; aileyi sevgi, sadakat, fedakârlık, iletişim ve takva temelleri üzerine yeniden yapılandırmaktan geçmektedir.







