Devlet yönetiminde dinin referans olarak alınmamasını, devletin inançlar ve inançsızlıklar karşısında tarafsız olmasını savunan yaklaşım anlamına gelen laik sözcüğünün günümüze uzanan yolculuğunun başlangıcı Yunancada halka ait olan, ruhban olmayan anlamına gelen laikos’a kadar gidiyor. Laisizmin İngilizcedeki karşılığı “secularism”dir. Kelime olarak “Laiklik”; din ve devlet işlerinin ayrı olması anlamına gelir.
Batıda Laiklik, "Dinde zorlama yoktur" düsturunun siyasi bir teminatı olarak ilan edilmiştir. Laiklikle; bir Müslüman’ın namazını, bir Hristiyan’ın ayinini veya bir dindarın kılık-kıyafetini devletin tekelinden ve idarecilerin keyfi zorlamalarından kurtarıp vicdanın hür alanına teslim etmek hedeflenmiştir.
Tanımı böyle olan ve bir özgürlük alanı olarak ilan edilen laiklik, Türkiye’de dindarı kamusal alandan kovan, inancı vicdanlara hapseden ve nihayetinde "makbul vatandaş" tipolojisi üreten bir seküler din haline getirilmiştir. Devletin olması gereken tarafsızlığı, bireyin inançsızlığa zorlanmasına dönüşmüştür. Oysa devletin dini olmaması vatandaşa bir dini veya dinsizliği dayatmayı değil, her vatandaşın dinini veya dinsizliğini devlet baskısı olmadan yaşamasını gerektirir.
Bu anlamda laiklik uygulaması bizde Anayasal Paradoksa dönüşmüştür. Aklın durduğu, mantığın iflas ettiği nokta burasıdır. Eğer laikliğin evrensel ve anayasal tanımı harfiyen uygulansaydı, bugün "laiklik elden gidiyor" yaygaralarıyla dindarların haklarını kısıtlayanların bizzat kendileri, laik anayasal düzeni sarsmaktan ve anayasayı ihlal etmekten mahkûm edilmeleri gerekirdi.
Anayasal bir ilke olarak laiklik, tanımı gereği, devletin tüm inanç gruplarına eşit mesafede durmasını ve vatandaşın inanç hürriyetini korumasını emreder. Bu durumda; bir genç kızın başörtüsüyle üniversiteye girmesini engelleyen, bir memurun namaz kıldığı için sicilini bozan, mescitleri kapatan ya da açılmasını zorlaştıran, okullarda gönüllü ramazan etkinliğini engellemeye çalışan veya bir vatandaşın dini değerlerini aşağılayan kişi, aslında devletin "tarafsızlık" ilkesini çiğnemiş olur. Devletin tanımına konulan laik karakteri, vatandaşın dindarlığıyla değil, devlet adına hareket edenlerin dindara uyguladığı baskıyla bozulur, laiklik o zaman elden gider.
Laikliğin tanımını özgürlük kelimesiyle paralel yapan fakat laikliği dindarı ezmek için bir sopa gibi kullanan günümüzdeki "laikçiler", aslında devletin laiklik vasfına en büyük suikastı yapanlardır. Anayasada koruma altına alınan din ve vicdan hürriyetini, yine anayasal bir ilke olan "laiklik" adına çiğnemek, hukuk mantığı açısından kendi bacağına sıkma, kendini ortadan kaldırma eylemidir. Eğer hukuk, laikliğin tanımıyla amel etseydi; başörtüsü yasakçılarının, sakal düşmanlarının, ezan karşıtlarının, camileri ahıra çevirenlerin "laik düzene karşı darbe teşebbüsü" ve "anayasal düzeni cebren değiştirmeye çalışmak" suçundan sanık sandalyesine oturtulması icap ederdi. Zira onların yaptığı iş, devletten tarafsızlık gömleğini çıkartıp, "ideolojik bir din" giydirme çabasıdır.
İslam’da ruhban sınıfı yoktur. Ancak "laikçilik" adı altında öyle bir sınıf türetildi ki, bunlar kimin dindar olabileceğine, kimin kamusal alana çıkabileceğine, kimin "çağdaş" sayılacağına karar veren modern birer Engizisyon Rahibi/Rahibesi kisvesine büründüler. Geçmişin o karanlık 28 Şubat koridorlarında, laiklik adına ikna odaları kuranlar, aslında en büyük "anti-laik" eylemi gerçekleştirdiler. Çünkü devletin gücünü, bir inancın (veya inançsızlığın) emrine vererek inanç hürriyetinin güvencesi dedikleri laikliğin en temel şartı olan "tarafsızlığı" yerle bir ettiler. Kendi dogmalarını devletin resmi dini haline getiren bu kitle, aslında teokratik bir zihniyetle, sadece tanrısı farklı bir düzen kurmak istemişlerdir.
Türkiye’nin sosyolojik travmalarının kaynağı, laikliğin adı ile uygulanışı arasındaki devasa uçurumdur. Laiklik tanımı gereği, anayasada olduğu şekliyle özgürlüğün teminatı olması gerekirken; uygulamada, bir kesimin diğerini tasfiye aracına dönüştürülmüştür.
Eğer biz, kavramları saptıran bu zihniyeti rasyonel bir sorgulamaya tabi tutmazsak, daha çok "laik yobazlık" örnekleri görürüz. Eğer bir ülkenin anayasası laik olduğunu iddia ediyorsa, insanların inançlarının gereklerini yerine getirmesini engelleyen her türlü girişim, laik anayasal düzene karşı işlenmiş bir suçtur. Bu ölçüye göre, geçmişin sözde laik şövalyelerinin aslında birer "anayasa mahkûmu" adayı olduğu tarihin sayfalarında bir ibret vesikası olarak kalacaktır. Laikliğin tanımına zıt olarak uygulanmasını isteyenler, yeryüzünün en karanlık ve kökü dışarıda olan yobazlarıdır.
Mesele sadece bir grup ideoloğun bağnazlığı değildir. Bu "hukuk cinayeti" işlenirken, başta adliye mekanizması olmak üzere, devletin tüm bürokratik kademeleri anayasal bir suçun faili veya iştirakçisi konumuna düşebilmiştir. Bir hâkimin, bir savcının veya bir üst düzey bürokratın en temel görevi, anayasanın lafzını ve ruhunu korumaktır. Laikliğin "din ve vicdan hürriyetini koruma" vasfı açıkça ayaklar altına alınırken; 28 şubat sürecindeki brifinglerde aldıkları emirlerle bu zulümlere hukuk kılıfı uyduran adliye mensupları, "talimat böyle" diyerek vatandaşına sırtını dönen mülki amirler, dini vecibelerini yerine getirmek isteyen memurunu cezalandıran bürokratlar, bu yobazlığa çanak tutan basın aslında sadece vicdani bir hata yapmıyorlar, bizzat korumaya yemin ettikleri laik anayasal düzeni cebren sarsma suçuna da ortak oluyorlar.
Laikliği, dindarı tasfiye etme aracına dönüştüren genelgelere, kararlara ve uygulamalara imza atan veya bunlara karşı anayasal direniş göstermeyen her bürokrat, hukukun tanımı gereği anayasal düzene karşı suç işlemiştir. Çünkü devletin "laiklik" tanımının içeriğinde bulunan özgürlük ve tarafsızlık kavramlarını, "ideolojik bir zorbalık" a dönüştürmüşlerdir. Geleceğin dünyasında eğer adalet hâkim olacaksa, hükmeden bu adaletin en önemli mahkumları bu laik yobazlar olacaktır.








Hocam,eline sağlık çok güzel bir yazı.allah razı olsun sizden
Kaleminize kuvvet Cumamız mübarek olsun Allah'a emanet olun.
Hayırlı cumalar hocam emeğinize sağlık
Allah razı olsun hocam. Biz laikliği dinsizlik olarak gördük. Aslında laiklik dini hür insan demek imiş.
Eyvallah Mustafa Hocam. Allah Razı olsun. Çok güzel bir yazı. Müstefit olduk. Cumamız bizlere hayırlar getirsin inşallah. Allah'a emanet olun
Bu ve benzeri kavramları bize adapte edenlerin niyeti herkesin yaşam biçimini güvence altına almak olmadığı için net bir şekilde karşilığını yazmamışlarki istedikleri gibi uygulasınlar. Kuran'ın tercümesini de herkes dinini doğru dürüst öğrensin diye değil , haşa bir Arap uşagının uydurmalarını görsünler diye tercüme ettirdiklerini açıkca ifade etmişlerdir. Keza diyanet reisliğini de dini kendi müsade ettikleri kadar uygulansın içindi. Bu zihniyet başlangıçta dindar gözükmüş 1. Meclis açılışında tüm yurda gönderilen genelgede olduğu gibi sonrasında tüm yetkileri ele geçirince sert bir faşizm uygulanmıştır. Yani dinsiz bir toplum veya bizim uygun gördüğümüz kadar dini inancı olacak bir toplum oluşturulmak istenmiş ve adinada cumhuriyet denilerek yutturulmuş, kahramanlar hain, hainler kahraman diye adlandirılmıştır. Sözde uyduruk seçim ama seçilecek kişiler bir kişinin iki dudaı arasında olmuştur.Gizlenen uydurulan her şey gün yüzüne çiktikça gerçekler doğrular anlaşılacaktır.
Kendilerini bu ülkenin sahibi zanneden zevat tarafından "Laiklik, çağdaşlık, Atatürkçülük" kavramları, anlamından kopartılarak Müslümanlara dayatma aracı olarak kullanılmıştır. Bu kafa, hâlâ aynıdır, sadece gücü ele geçirmek için fırsat kolluyorlar. Bu yüzden Müslümanlar olarak her daim uyanık olmak mecburiyetindeyiz.. Eften püften şeyler için" bizden olanlara küsüp" de fırsat bekleyenlerin değirmenine su taşımamak lazım...
Şimdiye kadar LAİKLİĞİ bu kadar açık, anlaşılır ve net anlatıldığı görmedim, gerçekten çok sade ve güzel bir anlatım, üstadım anlayana sivrisinek saz, anlamak istemeyen ne yazsan az, teşekkürler, eline ve gönlüne sağlık, eyvallah.
Müthiş bir yaklaşım. İşin doğrusu bu ama bizim ülkede kime anlatacaksınız?
Ne güzel anlatmışsınız hopcam.
İslam’da ruhban sınıfı yoktur. Ancak "laikçilik" adı altında öyle bir sınıf türetildi ki, bunlar kimin dindar olabileceğine, kimin kamusal alana çıkabileceğine, kimin "çağdaş" sayılacağına karar veren modern birer Engizisyon Rahibi/Rahibesi kisvesine büründüler. Geçmişin o karanlık 28 Şubat koridorlarında, laiklik adına ikna odaları kuranlar, aslında en büyük "anti-laik" eylemi gerçekleştirdiler.
Geleceğin dünyasında eğer adalet hâkim olacaksa, hükmeden bu adaletin en önemli mahkumları bu laik yobazlar olacaktır. İnşallah adalet hakim olur da bu dedikleriniz gerçekleşir değerli öğretmenim.
Mükemmel tespit ve mükemmel yaklaşım. Laikliği din düşmanlığından çok dindarlara işkence ve onları baskı ve zulüme dönüştürdüler laik yabazlar.