Zamansız yapılan, yapılacak işlerin aksamasına vesile olan, kaynakları tüketip çalışanların enerjisini düşüren, beklenen sonucu vermeyen ve uzun süren toplantıların yarattığı zihinsel tükenmişliği hicvetmek veya çok konuşup az sonuç çıkan durumlara karşı isyan etmek için popüler bir kavram olarak genellikle “İnsan yorgunuyuz” ifadesi kullanılır.
Toplantılar çok sayıda insanın bir araya geldiği, bazılarının gerçekte düşünmediklerini söyledikleri, bazılarının gerçekte yaptıklarını söylemedikleri bir düzenleme haline geldiğinde faydadan çok bezginliğe neden olmaktadır. Kalabalık ve uzun süreli toplantılarda verimlilik olmaz, kimse rahatça fikrini söyleyemez, fikirler doğru dürüst tartışılamaz. Hiçbir sonuç vermeyen, boşa zaman kaybettiren ve hiçbir işe yaramayan uğraşlarda bulunmak anlamına da "Havanda su dövmek" deyimi meşhurdur.
Toplumsal sorumluluklarımızı sürdürürken birlikte yol yürüdüklerimiz ile ortak bir aklın ve ortak bir iradenin gerçekleşmesi için toplantılar yaparız. İstişarelerde bulunur, yükümlülükleri paylaşır, geleceğe birlikte yürümenin planlarını oluştururuz. Bunlar olması gereken ihtiyaçlardır zira kolektif ruh bunu gerektirir.
Ne hikmetse bazı eylemlerimiz zamanla gevşemeye ve verimliliğini kaybetmeye başlar. Seviyeli, nitelikli, verimli toplantılar yerini sönük, donuk sıradan buluşmalara bırakır. Adı istişare de olsa kayda değer sonuçların oluşmadığı oturumlara dönüşür. Danışma, değerlendirme, analiz yapma adına başlayan bir araya gelmeler yerini faydasız, özensiz, içeriksiz, sonuçsuz celselere bırakır. Toplantıların ardı arkası kesilmez. Yönetim, komisyon, grup, özel, tüzel, genel, resmi, yetmedi sanal mecralarda yapılan toplantılar toplananları yorgun ruh sendromuna sürükler. Artık insanlar sefer yorgunu, çalışma yorgunu değil, toplantı yorgunu haline gelir.
Toplantı yapmaktan iş yapmaya vakit bulamıyoruz. Aynı İslamcılık tartışmalarından İslam’ı yaşamaya vakit bulamayanların yaptığı gibi. Saatlerce süren sadra şifa sunmayan toplantılar sıkıcı, yorucu, enerji israfı, vaktin heba edilmesi ile bitiyor. Fikir üreten, çözüm sunan, hikmet içeren, ufuk açan, umutları yeşerten anlamlı toplantılarımızdan gün geçtikçe uzaklaşıyoruz.
Toplantılarımız rota sunmuyor, rüzgâr estirmiyor, aksiyon oluşturmuyor, heyecan vermiyor, kısacası bizi sürüklemiyor. Her gün toplantı yapıyoruz nedense bir türlü toparlanamıyoruz. Seri toplantılarımızdan topluma ulaşmaya sıra gelmiyor. Toplumsal sorumlulukları kuşanmada aktif olamıyoruz. Ciddi gündemlerle bir araya gelemiyoruz, yapılarımız gün geçtikçe kan kaybediyor, beklenen atılım ve açılımları bir türlü gerçekleştiremiyoruz.
Acaba topu taca mı atıyoruz yoksa orta sahada top mu çeviriyoruz? Neden toplantılarımız hikmet ve rahmet içermiyor? Aslında her toplantımızın hangi hayırlara vesile olduğunu sorgulamamız gerekiyor. Profesyonel toplantılar yapıyoruz fakat pasifliğimize çözüm bulamıyoruz.
Toplantılar iş birliktelikleri için bir başlangıç, ekibe sinerji oluşturması için bir fırsat, kritik kararların ele alındığı platformlar olma gibi birçok işleve sahip olmalıdır. Toplantılarımız ömür biter toplantı bitmez formatında devam ediyor. Toplantı takvimimiz İstanbul trafiğine benziyor, bir türlü yol alamıyoruz. Toplantı kültürümüz çok zengin ancak eylem fukarasıyız, kalite kaybı yaşıyor, kısır tartışmalara kayıyoruz. Başladığımız işlerin arkasını getiremiyorsak toplanmalarımızın bir anlamı olmuyor.
Bugün en fazla Sâlih Amellere, aksiyoner ruhlara, adanmış yüreklere ihtiyacımız var. Sahada, sokakta, seferde sorumluluk alacak fedakâr şahsiyetler lazım. Yine toplanalım, kararlar alalım lakin kararlarımızda kararlılık gösterelim. Kararlı bir duruşumuz olsun, elimizi taşın altına koyalım, bu yolda başımıza gelenlere katlanmasını bilelim. Kararsızlığı, karamsarlığı, kaypaklığı lügatimizden silelim. Madem bu kadar toplantı yapmayı seviyoruz, gelin her gün ezan ile davet edildiğimiz cami merkezli toplantılarda saflardaki yerimizi alalım. İnanın bu durum diğer toplantılarımızı da bereketlendirecektir.
Yüce Rabbimiz buyuruyor: “Onların kendi aralarında yaptıkları gizli toplantıların ve fısıldaşmaların çoğunda hayır yoktur… Ancak sadaka vermeyi, iyilik yapmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki bunun dışındadır. Kim bunu Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle yaparsa, ona yakında büyük bir mükafat vereceğiz” (Nisa, 114)
1970 li yıllarda bir körfez ülkesini ziyaret eden devlet büyüklerimizden biri devlet yapımızdaki işleyişten sitayişle bahsedince dinleyenler merak etmişler. O da “Gelin nasıl çalışıyoruz görün” diye Arap subayları Türkiye’ye davet etmiş. Gelen davetliler bir ay kamuda toplantılara katılmışlar. Giderken onlara, bizim kamu faaliyetlerini nasıl buldunuz diye sormuşlar. Arap subaylar şöyle cevaplamış “Külliyen brifing, icraat mafiş, nihayetinde kokteyl”.







