Suriye’nin bugün çok temel ve büyük sorunlarının olduğu herkesin malumu. Suriye 2011 yılının başlarından beri bir iç savaşın içinde bulunuyordu.
On beş yıllık bir süreç bu. Tahribat kelimelerle anlatılır gibi değil.
Yüzbinlerce Suriyeli hayatını kaybetti; milyonlarcası mülteci haline geldi; Devletin başkanı devrildi; rejim değişti; bayrak bile değişti. Daha ne olsun…
Ülke toprakları terör örgütlerinin cirit attığı bir alan haline geldi; başta ABD ve İsrail olmak üzere Batı dünyasının desteklediği bu terör örgütleri tüm ülkeyi parselledi.
Öyle ki şuralar rejim güçlerinin, şuralar DAEŞ’in, şuralar SDG/YPG/PYD’nin şeklinde taksimlendirmeler yapıldı.
Ama yanıldıkları bir şey vardı, o da; Türkiye’yi hâlâ 20. yüzyılın istikrarsız, her yıl hükümetleri değişen, yetmiş sente muhtaç, küresel sermayeden talimat alan bir ülke olarak varsaymalarıydı.
Oysa o günler çoktan geride kalmış, Türkiye artık 21. yüzyıl ülkesi olmuştu. Üstelik bu ülkenin iddiası sadece 21. yüzyılın ülkesi olmak değil, 21. yüzyılı “Türkiye Yüzyılı” yapmaktı.
Bu, Türkiye’nin 20. yüzyılda hayal bile edemeyeceği bir iddia idi.
Türkiye, 21. yüzyılın ilk çeyreği boyunca Başkan Erdoğan’ın riyasetinde bunun için gerekli adımları atmış ve gelinen noktada bu büyük iddianın hamasi söylemlerden ibaret olmadığını göstermiştir.
Suriye’deki, Kuzey Irak’taki, Karadeniz’deki, Akdeniz havzasındaki, Balkanlardaki, Türk coğrafyasındaki, Filistin’deki, Libya’daki, Somali’deki, Sudan’daki gelişmeler Türkiye’nin bu yüzyıldaki iddialarında geldiği noktayı gözler önüne sermiştir.
ABD’nin SDG/PYD’yi ama aslında PKK’yı bir kalemde silmesinin sebebi, Türkiye’nin geldiği güç ve etki seviyesidir. Aksini düşünmek ya siyasi körlük ya da hainvari bir duruştur.
Nitekim sosyal ve ulusal medyadaki Fetövari ve PKK sevici paylaşımlar, bu ihanetin bir resmidir.
Gelinen noktada Türkiye’nin sahip olduğu güç ve etkinlik, SDG/PKK’nın tüm Batılı desteklere rağmen Türkiye’ye rağmen mühendislik yapamayacağını göstermiştir.
Bu nedenle SDG/PKK’nın ABD tarafından tasfiye edilmesi ve bunun “SDG ile işimiz bitti” sözleriyle açıklanması elbette önemlidir.
Ancak şu husus dikkate alınmalıdır:
ABD, uzun yıllar yatırım yaptığı bir örgütü başka planları olmadan tasfiye etmez.
ABD ve küresel güçler Türkiye ile uğraşmaktan vazgeçmeyecektir.
Bilmeliyiz ki SDG = PKK’dır ve hepsi Türkiye’ye karşı kurulmuştur.
Suriye’nin iç savaşa itilişi Türkiye’yi işgale yönelik bir faaliyetti.
15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü bununla doğrudan bağlantılıdır.
Necmettin Erbakan’ın şu sözü unutulmamalıdır:
“Bir gün Suriye karıştırılırsa, bilin ki asıl hedef Türkiye’dir.”
Her şey bu kadar açıkken, SDG/PKK’nın Suriye ordusuna entegrasyonunun kabul edilmesi çok dikkatli analiz edilmelidir.
Türkiye şu kritik soruları sormalıdır:
1. Silahlar nerede?
SDG’ye sadece bir yılda gönderilen silah sayısı 1180 tırdır. 10 yılı aşkın süredir gönderilen bütün bu silahlar nerededir ve kimlerin elindedir?
2. Entegrasyon mu, lağvedilme mi?
SDG/PKK gerçekten lağvediliyor mu, yoksa korunarak mı entegre ediliyor?
Entegrasyon, birleşme ve bütünleşme demektir.
Ama örgütsel yapı korunuyorsa, bu hem Suriye hem Türkiye için ontolojik bir tehdittir.
Gerçek entegrasyon ancak:
SDG’nin tamamen dağıtılması,
Mensupların bireysel ve dağınık biçimde orduya alınması,
Hiçbirinin komuta kademesinde yer almaması ile mümkündür.
3. Haseke meselesi
Haseke’de yerel güvenlik güçleriyle birleşme ifadesi kullanılmıştır.
Bu yerel güçlerin terörist olduğu açıktır.
Eğer devlet güçleri olsaydı “birleştirme” ifadesi kullanılmazdı.
Daha vahimi:
Haseke’de üç tugaydan oluşan bir SDG tümeni kurulacaktır.
Hani SDG lağvedilmişti?
Bu durum entegrasyon değil, devlet içinde özerkliktir.
Sonraki aşamada adem-i merkeziyetçi yönetim talepleri ortaya çıkacak,
bu ise doğrudan özerklik ve terör devleti anlamına gelecektir.
Suriye devleti böyle bir oluşuma müdahale ettiğinde ise halkına şiddet(!) uygulamakla suçlanacak, süreç başa dönecektir.
Bu nedenle Türkiye çok dikkatli olmalıdır. ABD’nin kandırmacasına gelmemelidir.








Değerli Hocam, bilgi, birikim, vizyon, ufuk içeren bu tür yazılarınız geleceğe, tarihi olaylara, günümüz meselelerine ışık tutar nitelikte. Yazılarınız o açıdan toplumsal bir ihtiyaç. Özlemler bekleniyor. Devamını dileriz.
Türkiye'de destek veren ülkelere kayıpları için bedeli alacak defeterine yazsın. Madem öyle yatırm yaptık bizim işliyor
Hocam yazılerınızı özlemiştik. Kaleminize sağlık