Fransa'nın Doğu Akdeniz stratejisinde Afrika faktörü
Doç.Dr. İsmail ŞAHİN

Doç.Dr. İsmail ŞAHİN

Fransa'nın Doğu Akdeniz stratejisinde Afrika faktörü

17 Eylül 2020 - 14:45 - Güncelleme: 17 Eylül 2020 - 14:49

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olmasına karşı çıkan ülkelerin başında Fransa gelmektedir. Bu yüzden Ermeni meselesinden Kıbrıs sorununa, Avrupa Birliği’ni doğrudan ilgilendirmeyen birçok siyasi konu, Paris’in Türkiye ajandasından hiç eksik olmadı. Hatta Fransa, Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırmak amacıyla Ankara’nın, Afrika ve Ortadoğu ülkeleriyle yakın ilişkiler kurmasını başlangıçta destekledi.

Bu hususta Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında sınırlı seviyede kalan siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin Fransa’nın Afrika’daki varlığına herhangi bir tehdit oluşturamayacağı tezine güveniliyordu.Paris’in hesabına göre Türkiye, Afrika’da yükselen Çin etkisine karşı ileri bir karakol görevi oluşturabilir, hatta ihtiyaç duyulması halinde Fransa’nın taşeronluğunu yapabilirdi. Kısacası Paris’in nazarında Türkiye Afrika’da Fransa’dan bağımsız bir yol çizemezdi.

Fakat Elysee Sarayı’ndaki tahminler tutmadı. Türkiye’nin hızlı ve yoğun bir şekilde Afrika’ya emek, teşebbüs ve sermaye aktarması ile diplomatik ilişkilerini güçlendirmesi Fransa’nın, Sahra-altı Afrika’daki etki alanına ciddi bir tehdit olarak yorumlanmasına kapı araladı.

Zira Batı Afrika, Fransa’ya coğrafi olarakyakın bir bölgeydi ve petrol ve doğal kaynaklar açısından Fransa’yı besleyen ana damarlardan biriydi.Bilhassa Cezayir ve Libya’ya kuzeyden komşu Nijer’deki uranyumrezervleri, Fransa’nın çalışır durumdaki 58 nükleer enerji santraline girdi sağlaması bakımından paha biçilmez bir öneme sahipti.

20 milyon nüfuslu Nijer’de halkın tamamına yakını Müslüman ve büyük bir bölümü çöllerle kaplı ülkede resmi dil Fransızca. Eski bir Fransız sömürgesi Nijer’de Fransız etkisi kendisini ziyadesiyle hissettiriyor. Türkiye ile Nijer arasında diplomatik ilişkilerilk kez 1967 yılında tesis edildi. Fakat büyükelçilikler karşılıklı olarak ancak 2012 yılında açılabildi.

Büyükelçiliklerin kurulmasıyla birlikte iki ülke arasında ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkiler hızla gelişmeye başladı. Bu bağlamda 2014 yılında başkent Niamey’de TİKA Program Koordinasyon Ofisi kuruldu. Türkiye-Nijer arasında Karma Ekonomik Komisyon toplantıları, Maarif Vakfı’na ait Türk-Nijer Dostluk Okulları ve son olarak 2020 yılında imzalanan, “Türkiye ve Nijer Arasında Maden Alanında İş Birliği Anlaşması” Fransa’yı telaşlandıran adımlar oldu.

Bu telaşın nedeni çok açık. 1960 yılında bağımsızlığına kavuşan ülkenin madenlerini Fransız firmalar işletiyor. Yıllarca Fransız sömürgesi altında ezilen Nijer’in uranyum kaynakları, çok ucuz bir şekilde Fransa’ya aktarılıyor. Fransızlar tarafından bilinçli bir şekilde fakir bırakılan ülkeye, Türkiye’nin okullardan hastanelere, su kuyularından modern tarıma kadar geniş bir yelpazede kalkınma yardımları yapması; maden yataklarından enerji santrallerine bölgede birçok yatırımı olan Fransa’nın sadece Nijer’de değil tüm Sahra-altı Afrika’da mevzi kaybetmesi şeklinde görülüyor. Bu, bir abartı değildir. Çünkü Türkiye, “Afrika Açılımı” kapsamında şimdiye kadar kalkınma yardımlarının yanı sıra toplamda 17 Afrika ülkesiyle enerji ve madencilik alanında anlaşmalar imzaladı.

Fransa, Sahra-altı Afrika’da artan Çin, ABD ve Rusya etkisinin yanında bir de Türkiye tehdidi ile uğraşmak istemiyor. Bu nedenleFransa,Türkiye’nin Sahra-altı Afrika’da kendine yer edinmesini engellemek amacıyla onun Kuzey Afrika’da varlık göstermesinin önüne geçmeye çalışan stratejiler üretiyor. Bu noktada Doğu Akdeniz’i Türkiye’ye karşı bir kalkan olarak kullanmak istiyor.

Fransa’nın Türkiye ile Libya arasında imzalanan mutabakat muhtıralarını hedef almasının bir nedeni de bu kaygıdan ileri gelmektedir. Türkiye’nin Libya ile siyasi, askeri ve ekonomik güçlü bağlar kurup geliştirmesinin Türklere Sahra-altı Afrika’nın yollarını tamamen açacağını düşünen Fransızlar, bu yaklaşımdan hareketle tüm güçleriyle Türkiye’yi Afrika’dan uzak tutmak için Doğu Akdeniz’de durdurmanın yollarını aramaktadır.

Eski Yazarımız Doç.Dr.İsmail Şahin'in 11.09.2020 tarihinde Diriliş Postası Gazetesi'nde yayımlanan makalesidir

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar