“Ne Arab'ın Yüzü Ne Şam'ın Şekeri” ve Yardım Çağrısı
Ne Arab’ın yüzü ne Şam’ın şekeri.Ne işimiz var Ortadoğuda.Ne işimiz var Rakka’da,Elbab’ta Halep’te , Musul’da? Askerimiz neden ölüyor? Ayrıca o kadar mülteciyi neden alıyoruz ki?..
Bu sözleri söyleyen bir zihniyet neyi atlamış, neyi es geçmiştir açıklayalım;
Öncelikle millet kavramını bugün sahip olduğumuz devlet sınırlarına hapsetmiş,zihnini de bunun üzerine kurgulamıştır.
Bu milletin tavrı,tarzı medeniyetini oluşturan kültürel kodlara göre şekillenir.
Bu millet, İslam’la tanıştıktan sonra , kültürel kodlarına (kimliğini de kaybettirmeden) en sağlam hakikatler ilmek ilmek işlenmiştir.
Peki ne kazandırmıştır bize İslam (yukarıdaki sorulara da cevap mahiyetinde)?
Tüm Müslümanlar kardeştir.(bizim çizdiğimiz devlet sınırlarından bağımsız olarak)
Hakikat karşısında susan dilsiz şeytandır.
Mazluma dini sorulmaz.
Şehitlerinize ölüler demeyiniz zira onlar diridirler..vs.vs.
Hasılı İslam’ı es geçmiştir bu zihniyet.
Yukarıdaki zihniyetin ağzından bir soru da biz ekleyelim.
"Bu ajans78 neden ulusal ve hatta uluslar arası yazılar yazıyor,Karabük yazıları nesine yetmiyor?"
El cevap:Karabük dünyada değil mi?Karabük’e gelen mağdur,mazlum kardeşlerimiz dünya üzerinde yanmakta olan ateşin Karabük’e yansımaları değil mi ve biz onlar için ne yapabiliyoruz?En son 300 Afgan kardeşimiz daha geldi.Kaçının derdiyle dertlendik.Kış geldi odun,kömür,doğalgaz faturası derdimiz var ya!Onların odun kömürden öte ; kalacak evleri, sarılacak battaniyeleri dahi yok.
Birkaç yıldır Karabük’te yaşayan ve hikayesini bildiğimiz bir Afgan ailenin hikayesini de isim vermeden ve onlarla empati kurabilmemiz için paylaşmak isteriz.
Kendi halinde köylerinde tarımla uğraşan bir aile… Tarlasında hint keneviri yetiştirilmesine müsaade etmediği için eşi öldürülen ve hiçbir akrabası da kalmadığı için çocukları ile birlikte İran üzerinden Türkiye’ye kaçmak zorunda kalan bir kadın..Türkiye sınırından geçerken 15-16 yaşlarındaki büyük oğlu da (muhtemelen İran askeri tarafından) öldürülür.Oğlunu ve eşini kaybetmenin acısını içine gömen ve kendisi de hasta olan kadın,üç çocuğuyla halen Karabük’te yaşam mücadelesi veriyor.
Daha nice acı hikayelerle,arkalarında bıraktıklarıyla Karabük’e gelmiş bu insanlar.Kendimizi onların yerine koyalım bir an.Allah korusun ; hayatınızı normal seyrinde yaşarken dilini bilmediğiniz bir başka ülkeye (elinizde avucunuzda hiçbir şey olmadığı halde ) gitmek zorunda kalmak.Ne yapardık?...
Bu insanlar yardımlarınızı bekliyor.
Bu vesileyle ulusal ve dahi uluslar arası çapta yazılarıyla dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntılara ışık tutan ve çözüm arayan yazarlarımız ; İsmail Şahin,Seyfullah Kara,Zahid E.Akgün ve Metin Yalçın’a da selam olsun.






