Yalnızlaşma; kalabalıklar içinde kaybolma, anlaşılmama veya kendi iç dünyasına çekilme halini, ruhsal hüzün sürecini yansıtan bir ifadedir. Kalabalıklar, yalnızlığın en büyük maskesidir. Yalnızlık Allah'a mahsustur, her canlı bir eş arar. Taşın kalbi yoktur ama, onu bile yosun sarar.
Yalnızlaşmak günümüz insanının en büyük sorunudur. Bir kişinin çevresinden veya toplumdan koparak tek başına kalması, sosyal bağlarını zayıflatması veya yalnız bir duruma gelmesi sürecini ifade eden yalnızlaşma, bireyin kendi içine dönmesi, insanlarla olan nitelikli iletişimini kaybetmesi veya izole olması anlamlarına gelir.
Yalnızlaşma çoğu zaman kendi seçimimizle olabileceği gibi, bazen de istemsizce meydana gelebilir. Psikolojide yalnızlık; istenen sosyal ilişki düzeyi ile, kurulan gerçek bağ arasındaki farktan doğan öznel bir sıkıntıdır. Modern çağda dijitalleşmenin artması, fiziksel bağların zayıflaması sürecinin insanları daha çok yalnızlaştırdığı sosyal bir gerçekliliktir.
Dilden kötü söz çıkıyorsa, akıl ve ruh yalnız demektir. Sebepsiz yere gözlerden yaş süzülüyorsa sebebi yalnızlıktır ve yalnızlık bir hastalıktır. Kıyametin sebebi yalnızlıklar ve yalnızlaşmalar olacaktır. Yalnızlığın en acısı kendini kalabalıkların ortasında, tek başına hisseden kişinin yalnızlığıdır. Dünya çok kalabalık, fakat insanlar sürekli yalnızlaşıyor. Yalnızlığa alışmış bir insanın sevmesi de sevilmesi de çok meşakkatlidir. Ancak yalnız olmak, yanlış olmaktan iyidir. Her ne kadar dünyaya yalnız gelsek, yalnız gitsek, tabut tek kişilik olsa da kimse kendi cenazesini kendisi kaldıramaz.
Modern insanın ızdırabı olan yalnızlık günümüzde yaygın ve salgın hale geldi. Ulaşım, bilişim, iletişim çağı sanki insanın yalnızlığını derinleştirdi. Kronik yalnızlığın getirdiği ruhsal çöküntüler, sosyal bunalımlar önü alınamaz seviyelere ulaştı.
Ne yazık ki günümüzde yalnızlık özgürlük olarak pazarlanıyor. Hümanizmin kutsadığı insan kendi benlik zindanında yapayalnız kaldı. Rasyonalizmin kıskacındaki akıl, akleden kalbi bulamıyor. Kutsanan beden, ruhtan yoksun ve ruhsuzlaşmanın kıskacında. Huzur evlerinde yaşlılar huzursuz ve yalnız. Kreşlerde çocuklar ve bebekler yalnız, sevgi evlerinde yetimler sevgiden mahrum ve yalnızlar.
Camiler yalnızlığın hüznünü taşıyor. Aile bireyleri hep birlikte yalnızlaşmayı yaşıyor. İnsanlar insandan kaçıyor. Metropollerde, üniversite yerleşkelerinde, varoşlarda, büyük kalabalıklar içinde insanlar yapayalnız. Tek başına olmanın yalnızlığı, ezikliği, acısı insanların dengesini bozuyor. Yalnızlaşan insanlar tek başına sorunlarını çözmekte çaresiz ve aciz kalıyorlar. Yalnız insanlar gergin, yorgun, öfkeli, agresif, umutsuz ve mutsuz. Gönüller arasındaki mesafeler büyüyor. Artık eski mahalle dostlukları, komşuluk dayanışmaları, kardeşlik birliktelikleri kalmadı.
Sosyal bir varlık olan insan yalnızlaşmayı tercih etmekle kendi sonunu kendisi hazırladı. Tek başınalığın tüm acısını, ağırlığını taşımak zorunda kaldı. Sınırsız özgürlükler rüyası bireyleri yalnızlaştırdı, çekilen ahlar, dillendirilen eyvahlar, pişmanlıklar aslında bu yalnızlaşmanın yasıdır. Bireyselleşmenin, bencilleşmenin nasıl bir belaya dönüştüğünü yeni yeni fark etmeye başladık. Yalnızlığın çukuruna güle oynaya yürüyenler, kendilerine nasıl yazık ettiklerinin ancak farkına varıyorlar. O nedenle hep yalnızlaşmanın yorgunluğundan şikâyet ediyorlar.
Birliktelik bilinci körelince katı bireyciliğin kapsam alanı da büyüyor. Yalnızlık kaderimiz değil bizim kendi tercihimiz aslında. Halbuki biz ümmetiz, kardeşiz, Tek kişilik hayatlar bize göre değil, bize ait de değil. Zira bizde insan insana emanettir. Biz birbirimizdeniz, bize yakışan yalnızlaşmak değil yakınlaşmaktır, biz buna muhtacız ve mecburuz. Bireyselleşmekten kurtulup yakınlaşmak zorundayız. Bunun için bir selam, bir ikram, bir hürmet yeterli aslında. Yeter ki yüzümüzü birbirimize dönelim, bir tebessüm ile kapalı yüreklere yol bulabiliriz. Bu yalnızlık duvarını aşmak, hatta yıkmak zorundayız.
Ümmet olarak yalnızlaşmayı durduramadığımız için rüzgârımızı kaybettik, ruhlarımız yoruldu. Bizim bu yalnızlaşmamızın sonucu, Filistin yalnız kaldı ve yalnızlığa terk edildi. Sekiz milyarlık insan kitlesinin içinde yaşayan ve sözde onun bir parçası olan Gazze; milyonlarca seveni, düşüneni, dert edineni olsa da hâlâ yapayalnız. Seksen yıldır mazlumlar yalnızlık yaşıyor. Kudüs yalnızlaşmamızdan dolayı yalnız kaldı ve yalnızlığın kaderine terk edildi. O nedenledir ki soykırımlar, sürgünler, infazlar bitmek bilmiyor.
Bu işin çözümü kardeşliği yeniden tesis etmekte yatıyor. Hem de kurşunla kaynatılmış duvarlar gibi saf tutarak. Kabuğumuzu kırmak, dayanışma ruhumuzu, cemaat olma şuurumuzu önceleyerek birbirimize doğru adımlarımızı sıklaştırmak zorundayız. Hz. Zekeriyya (as) şöyle dua etmişti; “Rabbim beni tek başıma bırakma…” (Enbiya, 89) Bu Peygamber duasına gönülden “Amiiin” diyelim ve bu duamız kendi adımıza kardeşliğimizi güncellememize vesile olsun.
Kimsesiz hiç kimse yok, var herkesin bir kimsesi. Kimsesiz kaldık, yetiş ey kimsesizler kimsesi…
Yazımızın “Hıtâmühü Misk”ini (mis kokulu sonunu) Fatih Sultan Mehmet Han Hz. lerinin “Avni” mahlası ile sıraladığı dizelerle yapalım;
Hiç kimse yok kimsesiz, Herkesin var bir kimsesi.
Ben bugün kimsesiz kaldım, Ey kimsesizler kimsesi.
“Kimse” aradığım yollarda, “Kimsesizlik” “kimsem” oldu
Dinsin artık hicranın cana, “Kimse” aradığım yollar “Kimsesiz kimselerle” doldu.







