HAC KURALARI
Hacı adaylarının heyecan içinde beklediği 2027 yılı Hac kuraları hafta içinde çekildi.
O mübarek topraklara ayak basmak, Kabe’yi Dünya gözüyle bir kere de olsa görmek, doyasıya seyretmek, karşısında Kur'an okuyabilmek, namaz kılabilmek, mümkünse Kabe’ye el- yüz sürebilmek her mü'minin dinmeyen hasretidir.
Kurada ismi çıkanlar çok sevinçli;çıkmayanlar ise o ölçüde hüzünlüdür, kendimden biliyorum.
Ama ne var ki şu gözünü sevdiğimin Dünyasında her şey nasip meselesidir.
Kâbe'yi görme umudunu kaybedenlerin hayalkırıklıklarını ve hüzünlü olmalarını anlıyorum; ama çok da üzülmenin, ah vah etmenin doğru olmadığını düşünenlerdenim. Hele ki her rastladığına "Bu bu sene de çıkmadı. "diye serzenişte bulunanlara ne demeli! "Be mübarek kimi kime şikayet ediyorsun, ev belli, sahibi belli" diye söylemek geçiyor ya içimden,onun yerine kendimi koyuyorum, vazgeçiyorum.
Biz "misafir" olarak kapıyı çaldık, "ev sahibi" kapıyı isterse açar, istemezse açmaz. Ev onun, gönül onun. Açmadığı için kapıya ısrarlı bir şekilde vurmak, bağırıp çağırmak, sürekli şikayet etmek, olgun bir mü'mine yakışan bir davranış değildir.
Bize düşen, kapıyı çalmak, evin sahibi "Gel!" deyinceye kadar edep dairesi içinde sessizce beklemektir. Sonrasına karışmak, haddi aşmaktır.
Bana öyle geliyor ki beklerken takınacağımız tavır, davet zamanını da belirleyecek Allahuâlem.
DONDURMAM KAYMAK
Her yolum düştüğünde uğramadan geçemeyeceğim bir dondurmacımız var. DONDURMALARI, "damak çatlatan" cinsten, kaymaklı mı kaymaklı. Bu yüzden özellikle akşamları, yola kadar uzayan kuyruklarda beklemek zorundasınız o lezzeti tatmak için.
Her zamanki gibi otomobilimi sağa çekip park ettim. Dondurmacıdan içeri girdim, hevesle "İki tane dondurma istiyorum" talebime, delikanlı" "Hangisinden olsun" diye cevap verdi. "Tabii ki sâde, her şeyin sâdesi makbuldür, dondurma dahil." cevabını verdim. Sos olacak mı deyince"Sade dedim ya! " şeklinde serzenişte bulundum gülerek, anlamıştı.
50 TL uzattım, uzun boylu, iri yarı biri(orada çalışan gençlerin sorumlusu olmalı) "50 TL'ye iki dondurma olmaz" diye söze karıştı ciddi bir yüz ifadesiyle.. "Evet ama geçen sene alıyordum " deyince "Geçen sene ile bu seneki fiyatlar aynı değil" dedi hoyrat bir sesle. Elbette aynı değil, siz en az olanını ikiye bölün o zaman." diye üstelediğimde aldığım cevap :"Biz 50TL'ye çocuklara dondurma veriyoruz, en azı o kadar."
"Ver kardeşim paramı, vazgeçtim, almıyorum" diyerek 50TL'yi parmaklarının arasından tereyağından kıl çeker gibi çekiverdim ve hızla dükkandan çıktım. Tam emin değilim ;ama arkamdan, yanındaki çalışanlara hava olsun kabilinden "Çattık!" diye mırıldanma ihtimali yüksek, dondurmacı görünümlü sirke tüccarının.
Tavır koymasına koydum, havamı da attım;ama içime dert olmuştu. Burada ve bu kadarla kalmamalıydı.
Birkaç gün sonra aynı dondurmacıya yine gittim.. Baktım o gün dondurma mücadelesi yaptığım zat-ı muhterem yine tezgahın başında çalışanları denetliyor. İkindi vakti olduğu için ortalık sakin. İçeri girdim, "Sizinle konuşabilir miyiz?" dedim. Ne olduğunu anlayamamış bir ifadeyle "Evet" anlamında başını salladı. Çalışanlardan uzak bir masaya oturduk. "Büyük ihtimal beni hatırlamadınız" dedim. Yüzüme "Tanımam mı lazım"der gibi anlamsızca baktı ve ekledi " Yok!"
Ben birkaç hafta önce elimdeki 50 TL' yi size uzattım, iki dondurma istedim. Siz" Bu paraya biz çocuklara dondurma veriyoruz"diyerek beni geri çevirdiniz. Ben de fena halde bozuldum "vazgeçtim, almıyorum " diyerek paramı aldım ve hızla çıktım.
Ağzını açmasına fırsat vermeden konuşmaya devam ettim. "Bak güzel kardeşim sizinki 'esnaflık' değil, 'tüccarlık' ve tek derdiniz çok kazanmak.
Benim o gün belki sadece 50 TL'm vardı ve belki ben arabada bekleyen çocuğuma dondurma sözü vermiştim;ama sizin yüzünüzden elim boş döndüm. Çocuktaki hayalkırıklığını ve bir babanın o anki mahçubiyetini hayal edebiliyor musunuz? Size düşen o gün "Beyefendi anlıyorum, sizi bu seferlik kırmayayım;ama bir dahakine asla olmaz,lütfen beni anlayışla karşılayın." demekti.
"Esnaflık da insanlık da budur! " dedim ve cevap vermesine imkan tanımadan bir daha da uğramamak üzere çıktım.
Beni anlamış mıydı emin değilim, yüzündeki alık ifadeye bakılırsa hâyır!
KUDRET NARI MACUNU
Belli bir yaştan sonra, eskilerin deyişiyle"nüfus kağıdı eskiyince" vücudumuzda teknik hatalar başgösteriyor haliyle.
Benim gibi yemekle arası olmayanların derdi ise reflü.. Biraz fazla kaçırsam ya da biraz geç yesem boğazımda hafif bir sızı hissediyorum, hafif;ama rahatsız edici. İlaç kullanmayı sevmediğim halde mecburiyetten istemeye istemeye bazen hap kullanıyorum ya da şurup...
Sosyal medya, aklımızdan geçenleri okuyor mu nedir, "sörf" yaptığım zamanlar, ("Gezinti" kelimesinin sıradanlığına karşı "sörf" kelimesi daha bir havalı sanki) sayfaların arasından şak diye "Reflünüz mü var, mideniz mi yanıyor, çare Kudret narı" reklamları çıkıveriyor. Tabii bu arada bu dertten muzdarip olmuş vatandaşların " İlaçlar derdime çare olmadı, tam umudu kesmiştim 'Kudret narı macunu'nu keşfettim, bir haftada şikayetim bitti." şeklindeki hararetli tavsiyeleri de peş peşe....
Her ne kadar bu pazarlama tekniğine şüphe ile yaklaşsak da biz insanoğlu" Denemekten ne çıkar, belki... " umuduyla şansımızı denemekten de kaçınmayız.
Ben de öyle yaptım, daha doğrusu öyle yapmaya karar verdim.
Hafta sonu, hastahane dönüşü, sabahın ilk saatleri, ortalık sâkin." Kudret narı macunu" belki vardır umuduyla "Nöbetçi eczane" ye sorayım, dedim; çünkü yakınlarda bu tür bitkisel ürünlerin eczanede satılacağına dair kanun çıktığını duymuştum haber kanallarında.
İçeriye girdim. Eczacı hanımdan başka kimsecikler yoktu. Sandalyeye çıkmış, arkası dönük bir biçimde raflara ilaçları yerleştiriyordu. Seslendim "Hanımefendi sizde Kudret narı macunu bulunur mu? " Yüzünü döndü(tahminen 60-65 yaşlarında) bıyık altından gülmek diye tabir edilen bir gülüşle" Bizde onlardan yok" diye cevap verdi. Ben "reflü için" diyecek oldum, ama bu defa biraz daha sert bir ses tonuyla " Yok dedim ya beyefendi! " dedi ve arkasını dönüp ilaçları dizmeye devam etti.
Üstelemenin anlamı yoktu, dükkandan çıktım, ne olduğunu anlayamamış olmanın şaşkınlığıyla birkaç adım atmıştım ki o anda aydınlanma geldi.. 60'ı geçen yaşım, Kudret, macun, kadının önce bıyık altından gülüşü, ısrar ettiğimde aksileşmesi...
Kadının anladığını ben de anlamıştım...
Gülsem mi ağlasam mı utanmama gerek var mı bilemedim.. O an aklıma gelen, oradan hızlı adımlarla uzaklaşmaktı, öyle de yaptım.







