MELEKLER ŞEHRİ
Hayata, insanlara, olaylara bakışımızı derinden sarsan çok tesirli sözler vardır.Üzerine ciltler dolusu kitaplar yazılabilecek duygu ve düşünceleri tek cümlede anlatıverirler.
Benim düşünce ve ruh dünyamı derinden etkileyenlerden biri de budur:
"Her anne çocuğundan önce ölmek ister; fakat çocuğu engelli olan annenin en büyük korkusu ondan önce ölmektir."
İzah için ne söylesek gereksiz, anlamsız, vakit kaybı..
Bu yüzden sadece hâtıralarımı yazmak isterim.. Buyurun...
Öğle namazı sonrası...Balkona çıktım, havayı kontrol için. Malum serde dedelik var ve torunu gezdirmek gibi bir de görevimiz..Biraz serinlik vardı, ama pırıl pırıl Güneş'e güvenip torunumla sitenin parkına indik. Hadi ben neyse de küçücük bebeği üşütmeye kıyamazdı herhalde..
Biraz kucak,biraz omuz,biraz da salıncak keyfi yaptık.Güneşin parlak ışıklarını ısıtır sanmıştık ya kandırıldığımı torunumun üşümüş ellerinden anladım. Baktım pamuk eller üşümüş,renk de değiştirmeye başlamış,anladım ki kısa yoldan eve gitme vaktimiz gelmiş de geçiyor. Torun bizim;ama ne de olda emanet,hasta etmemek lazım.
Mümkün olduğunca hızlı bir o kadar dikkatli adımlarla parktan ayrıldık.
O sırada bir otomobil kaldırımın kenarına yanaştı. Arka kapıdan bir hanımefendi indi,baba diğer kapıyı açtı, 7-8 yaşlarında görünen bir kız çocuğunu kucağına aldı. Uzaktan çocuğun çok güzel cümlelerle babasıyla konuştuğunu duyuyordum.
Yaklaştığımızda kız çocuğun ellerinin şeklinden, kollarının ve bacaklarının zayıflığından anladım ki"meleklerimiz"den imiş.
Karışık duygularla yanlarına yaklaştığımızda torunumu gördü ''Ne kadar güzel gözleri var,dedi,maviş maviş. Hayatı da güzel olur inşaallah'' diye ekledi. Ben de ''İnşaallah senin güzel olduğun gibi güzel olur.''dedim tebessüm ederek. Bu diyaloğumuza anne-babası da kayıtsız kalamadı, gülümsediler.
Hani biz ''Çocuğumuz,torunumuz olsun,renkli gözleri,sapsarı saçları olsun,akıllı olsun.''diye içimizden geçiririz ya sürekli, yanlış yapıyormuşuz,
''Sağlıklı olsun'' demek en güzeli..
️ ******************
İkindi ezanı okunuyor. Mako İşhanının mescidine yöneldim. İçeri girdim,son safa oturdum.Başımı çevirdiğimde yanımda 13-14 yaşında bir "melek''
''Allah Allah, yıllardır bu mescide gelirim; ama bu meleğe hiç rastlamadım, herhalde babasının işi düşmüş olmalı.'' diye düşündüm.
Ne zaman anne-babasıyla birlikte bir ''melek'' görsem ister istemez bir hüzün çöker yüreğime, çok üzülürüm çocuğa, çok daha fazla da ebeveynlerine...
Öyle ya hayatınızın her anında gözlerinizin önünde, size muhtaç bir günahsız... İyileşsin, diğer çocuklar gibi "koşsun, oynasın, yaramazlıklar yapsın" istersiniz; ama nafile. Herkesin bir imtihanı var, onlarınki de böyle...Ağır, çok ağır bir imtihan. Belki de Cennet'i hak etmek için bir vesiledir onlar için, kimbilir! Böyle olduğuna ben yürekten inanıyorum.
Ne zaman bir ''melek'' görsem içimden aynı dualar geçer :
''Rabbim sen şifasını ver ,ailesine de gönül, ruh ve beden ferahlığı... Çektiği zahmetleri günahlarına kefaret kıl, onları Cennet'inde buluştur.''
Namaza durmak için vaizin namaza davetinin bitmesini bekliyoruz. İçimden aynı dualar geçti. ''Hayalelsalah''nidasını duyup namaza durmak için ayaklamak üzere iken Melek, aniden uzanıp yanağıma bir öpücük kondurdu.
İçimden geçenleri hissetmiş olmalıydı. Neşet Ertaş ustanın " Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez / Gönülden gönüle gider yol gizli gizli.." dediği, bu olsa gerek.
Şaşırmaya vakit bulamadan hocaefendinin ''Allahuekber'' çağrısıyla namaza durduk. Namaz bittiğinde gözlerim onu aradı; ama gitmişti.
Bir daha da görmedim.
**********************
Güzel bir pazar sabahı..
Tatlı, huzurlu, güzel rüyalarla süslenmiş bir uykudan henüz uyanmışım. Gözler mahmur, beden, kulak memesi kıvamında; manzara, uyuşukluk halinin sözlükteki tam karşılığı...
O arada, hanımın sesi :''Kahvaltı hazır;ama ekmek alınacak!''
Başıma geleceği hissetmiş olsam gerek o kadar da sessiz hareket etmiştim; fakat hanımın içine doğmuş olmalı ki uyandığımı anlamış. Yeri geldiğinde hep şöyle düşünmüşümdür:
"Bakması, yetiştirmesi zor olmasa her 5 senede bir çocuk, misafir olmalı evimize hem sevmek hem de ayak işlerini gördürmek için.. Mesela ekmek aldırmak gibi.."
Neyse isteksiz hareketlerle giyinip evimizin yakınındaki ''üç harfli'' marketlerden birine doğru yola düştük mecburen..
Menzile yaklaşmak üzere iken 5-6 yaşlarında erkek bir meleğe (Meleklerin cinsiyeti olmaz ya neyse) rastladım, yanında da 12-13 yaşlarında ablası. Meleğin burnunun aktığını, yanında da mendil bulunmadığı için kardeşine ''kolunu şöyle çevir montunun üstüne siliver'' dediğini anlamıştım ablasının hareketlerinden.
Yanlarına gelince '' Galiba burnu akmış'' diyerek cebimden çıkardığım kağıt mendili uzattım. Abla, önce almak istemedi, sonra ''Temiz değil mi?'' diye sordu. Gülerek ''Alerjim olduğu için yanımda mutlaka temiz mendil bulunur merak etme.''deyince teşekkür ederek mendili aldı, kardeşinin burnunu sildi.
Aynı yöne hareket ettik, lakin yaşım ve bedenim gereği adımlarım onlardan büyük olduğu için marketin önüne erken ulaştım.. Marketin önüne (özellikle) konulmuş reklam ürünlerine baktım..
''İndirim yazısının cazibesine kapılan milletim, traktör lastiği bile alır.'' sözünü yalancı çıkarmamak adına, hiç ihtiyacım olmamasına rağmen ''kağıt havlu'' aldım ; tahmin edeceğiniz gibi üzerinde ''indirim''yazıyordu.
Marketin kapısını açtım, tam kapatırken meleğin kapıya yöneldiğini gördüm, ablası da arkasından yetişti, kapıyı açtım, içeri girdiler. Ekmek büfesine yöneldim, onlar da peşimden geldi, anladım ki onların da niyeti aynı imiş. İki ekmek almıştım ki poşeti nasıl açacağım aklıma geldi, canım sıkıldı. Malum market poşeti açmak hüner ister, heleki eliniz doluysa. Tam poşet almaya niyetlenmişken melek, gül yüzüyle, açılmış poşeti uzattı, ekmeği koydum, gülerek teşekkür ettim.
Demem o ki nezaket ve iyilik asla boşa gitmez, er ya da geç karşılığını görürsünüz, heleki bir melekten aldığınız karşılığın verdiği keyfin tarifi yok.








Üstad yazılarını aksatma, sitenin trendi çok yükseldi. Katkınız büyük. Olaylara bakış ve değerlendirmelerinizden millet istifade ediyor. Kaleminize kuvvet.