ALİ KOÇ'UN BOLU BEY(!) İLE İMTİHANI
Türkiye'nin gündemine sürekli saçma sapan söz ve hareketleri ile gelen CHP'li BOLU BEYİ perşembe günü şöyle bir paylaşım yapar:
“Sayın Ali Koç, Bolu Fuarında resimde görünen aslanı satın aldım. Eğer üç iş günü içinde, Dominik Livakovic, Archie Brown ve Talisca'yı Boluspor'a göndermezseniz bu aslanı Bolu meydanına dikip adını Ali Koç koyacağım."
Bu yersiz ve hadsiz paylaşıma cevap Fenerbahçe Başkan Vekili Sertaç Komsuoğlu’ndan gelir:
"Tanju Özcan'a şuursuz sosyal medya paylaşımları için gerekli cevabı, Başkanımız kendisiyle yaptığı telefon görüşmesinde açık ve net bir şekilde vermiştir.”
BOLU BEYİ durur mu hiç, her zamanki gibi mangalda kül bırakmaz, eser gürler:“Ali Koç biraz önce beni aradı. Parasından aldığı cesaretle olsa gerek bana had bildirmeye kalktı. Tabii ki ağzının payını da aldı. "Yalı çocuğu" şımarıklığıyla, "seçilmiş insanlar" a telefon edip hakaret etmeye bir daha kalkışma!Bak Ali Koç! Ben fabrikatör Vehbi Koç’un torunu değilim, orman köylüsü gariban Mehmet Özcan’ın torunuyum. Dedemin-Babamın paraları sayesinde bulunduğum noktalara gelmedim.".
Bu yakışıksız açıklamaya Ali Koç'un cevabı çok sert olur:
"Talisca yerine seni alır, Saraçoğlu'nda Dilber diye oynatırım."
Ve maçın finalinde BOLU BEYİ şaka yaptığını, yaptığı şaka(!)nın yanlış anlaşıldığını söyleyerek ‘Yalı çocuğu’ dediği Ali Koç’tan ve Fenerbahçelilerden özür diler.
Meşhur hikayedir :
"Köpeğe neden havlıyorsun, diye sormuşlar
Kurt’u korkutuyorum, demiş.
Ama kuyruğun TİTRİYOR,demişler, kurttan korkuyorum, demiş.
ANAFİKİR :
Ya havlamayacaksın ya da titremeyeceksin..!
ARDA GÜLER ve BOYKOT
Attığı her gol sonrası bir elini göğsüne koyup öbür eliyle "Allâh bir" işareti yaptığı için (taraflı tarafsız) gönlümüze taht kuran Real Madridli Arda Güler'in (İsrail'e destek verdiği için) boykot listemizde yer alan bir deterjan markasının reklamında oynadığını görünce içim burkuldu.
Belki de gerekenden fazla anlam yükledik delikanlıya ve yaptığı işarete.
Umudumuz, yaptığı yanlıştan en kısa zamanda geri dönmesiydi; ama buna dair bir işaret görmedim, duymadım.
Amma velâkin önce iğneyi kendimize batıralım da çuvaldızı Arda'ya batırmak kolay.
Sorumuz şu:
Kendi eşimiz ve çocuklarımızdan başlamak kaydıyla etrafımızdaki büyük-küçük kaç kişide GAZZE ve BOYKOT hassasiyeti görebiliyoruz?
Mesela market kasasında sıra beklerken insanların boykot ürünlerini aldıklarını rahatça görebiliyoruz ister istemez.. Yine aynı şekilde lokantaya yolumuz düştüğünde, tesettürlü bayanlar ve sakallı erkeklerin, garsonun "Ne içersiniz?" sorusuna meşhur "boykot içeceği"nin ismini verdiklerine çok defa şahit oluyoruz.
Ne terör örgütü İsrail'in akıl almaz zulümleri ne de mazlum Filistinlilerin çektikleri acılar, döktükleri gözyaşları umurlarında...
Gündemlerinde bile yok.
Bir şeyler söylemek geliyor içimizden; ama kelimeler dilimizin ucunda donup kalıyor.
Demiştim ya, önce iğneyi kendimize batıralım da çuvaldızı Arda'ya batırmak kolay.
DERTLERİ ÇOĞALTMAK
Okumuş yazmış adam öğüt vermez, dedi
-Ya ne yapar? dedim
-Adamı anlar, dedi, ne yapacak.
(Sait Faik Abasıyanık)
İnsanız, hepimizin farklı dertleri var.. Gücümüz yetmediğinde, göğsümüz, gönlümüz daraldığında, yakın gördüğümüz kişilerle bunları paylaşmak ihtiyacı hissediyoruz. Dostlarımız bizi dinlesinler, anlasınlar yeter, öğüde ihtiyacımız yok.
Dost ortamlarında, çok kişinin, bir fırsatını bulup gözüne kestirdiği bir dostuna derdini anlatmaya çalıştığına şahit olmuşumdur. Dert sahibi istiyor ki kendini dinlesinler en azından" Allah Allâh..Vah vah yazık olmuş" gibisinden kırık dökük cümlelerle derdiyle az da olsa dertlensinler..
Ammâ velakin dikkatimi çeken ve de oldukça garip gelen şu ki muhataplar ya hiç dinlemiyor ya da dinliyormuş gibi yapıyor, ilgi sahasına giren farklı bir muhabbet oluştuğunda o tarafa dahil oluveriyorlar.
Teselli edici ne bir bakış ne de bir söz..
Dert sahibi, yine derdiyle (yalnızlığıyla) baş başa kalıveriyor.
Derdimiz yetmezmiş gibi bu kez de dostlarımızın ilgisizliğine canımız sıkılıyor.
Sonuç olarak başkalarına "anlatmak,sızlanmak" derdimize çare olmadığı gibi, fazladan dert sahibi yapıyor insanı.. Dert birken, ikiye, üçe çıkıveriyor.
Bu yüzden ne yaşarsak yaşayalım "içimizde yaşamak" en güzeli.





Ukrayna’dan kaçıp Türkiye’ye üç milyon mülteci gelseydi aynı zihniyet evlerimizde üçer beşer belediyelerde yardım etsin der mültecilere kucak açarlardı lâkin Suriye’den gelen Sünni müslüman olunca Esat zaliminin ve Rusya’nın bombaları ile ölmelerini tercih ederler.Siyonizm ve küresel güçlerin dikte ettiği onlar İçin doğru imanımızın gereği yapılınca gericilik,rabbim onları nasıl birbirine düşürüyor öyle ya kim bir zâlime yardım ederse Allah o zalimi onlara musallat eder hadisi tahakkuk ediyor.
"Derdim binbir iken bin beşyüz oldu, çekemem ben bu derdi bölek seninle" diyor ya türküde üstadım dert her zaman var, derman da, önemli olan dertleşecek samimi dost bulabilmek, esas sıkıntı/kıtlık böyle dost bulabilmekte, az da olsa böyle dostlar edinmek önemli, hani sürahi bardağa demiş ya "sen olmasan içimi kime dökeceğim, iyi ki varsın diyebileceğimiz dostlarımız olmalı ve tabiki iyi ki varsın denilebilen dost olmalıyız vesselam.
Allah razı olsun Metin abi kalemine sağlık
Eyvallah üstadım. Yine gündemin ortasından vurmuşsunuz. Ellerinize sağlık. Tabi ki, " dert birdir, sızlanırsan iki olur" vecizesiyle biz de katkı sunmuş olalım. Vesselam.