ÇOCUK AZİZ İSE TERBİYESİ DAHA AZİZDİR
Birkaç gün sonra ''çocuklarımızın bayramı''nı kutlayacak, onların çocukça sevinçlerine, coşkularına eşlik edecektik; ama hevesimiz kursaklarımızda kaldı, art arda gelen iki haberle yüreklerimiz yandı. Hem de ne yanma, cayır cayır...
Biri 19 yaşında eski bir öğrenci; diğeri daha 13 yaşlarında 8.sınıf öğrencisi, okullarında önlerine kim gelirse (öğretmen-öğrenci demeden) üzerlerine kurşun yağdırmış. Oysa biz böyle olayları BATI'da oluyor sanıyorduk. BATI, tüm canavarlığı ile evimize kadar girmiş de haberimiz olmamış.
''Hadi 19 yaşındaki caniyi geçtik de 8.sınıf öğrencisi nasıl olur da masum yavrucakları kurşun yağmuruna tutar, insanlardan, heleki günahsız sabilerden nefret edecek kadar ne yaşamış olabilir?'' diye düşünmeden edemiyorsunuz.
Üstelik 8.sınıfa giden caninin ebeveynleri eğitimli insanlar. Baba emniyet müdürü, anne öğretmen; üstelik edebiyat öğretmeni. Yani çocuklara öncelikle ''edebi, insan başta olmak üzere yaratılan her canlıyı sevmeyi, merhameti öğütleyen, öğreten'' bir branşın öğretmeni... Çocuğu gerek eğitmede gerekse disipline etmede her ikisi de deneyimli mesleklere sahipler;ama çocuk... Akıl alır gibi değil.
Her ne kadar suçu, şiddet içeren TV dizilerinde bulanlar çoksa da ailesiyle dizi izleyen kaç çocuk var ki?
Son zamanlarda unuttuğumuz; ama bir zamanlar çocuklarımızı intihara sürükleyen, şiddetin her türlüsüne özendiren '' bilgisayar oyunları''ndan, sapkınlığın her türlüsüne rastladığımız ''Sosyal Medya Çukuru''ndan başka mâkul ve mantıklı hiçbir cevap gelmiyor aklımıza.
Elbet yanılıyor da olabilirim; ama yanılmış olmak, ebeveynler ile çocuklar arasındaki devasa kopukluğu gölgeleyemiyor maalesef. Çünkü canparelerimizi, adına "sosyal medya" dediğimiz çukura kaptırmamızın asıl sebebi bu kopukluk.
Bizim devrimizde anne-babalar ile çocukları arasında ortalama 20 yıl gibi bir yaşanmışlık farkı vardı. Haliyle hayata, insana, eşyaya dair bakışlarımız, zevklerimiz,görüşlerimiz de farklıydı. (Literatürde bunu ''kuşak çatısması''diye adlandırıyorlar.) Aramızda kuşak çatışması olduğu doğruydu; ama biz, anne-babalarımızın yaşadıklarını kah hayret ederek, kah üzülerek; fakat inanarak dinliyorduk.
Şimdilerde ise bırakın dedelerin anlattıklarını, bizim anlattıklarımız masal gibi geliyor çocuklarımıza. Öyle bir hayatın gerçek olabileceğini düşünemiyorlar bile.
Haklılar; çünkü son yıllarda değişimin hızına yetişmek mümkün değil. Sanatta, teknolojide, bilimde, inançlar sistemlerinde, insanî değerlerde vs her şeyin nasıl ve süratle değiştiğini hayretler içinde izliyoruz. Eskiden belki 50-100 yıl içinde olabilecek değişiklikler, günümüzde birkaç yıla sığıveriyor.
Bu yüzden artık kuşaklar arasındaki seneler çok azaldı. Eskiden kuşak çatışmaları anne-baba ve çocukları arasında olurdu, şimdi onları geçtik, kardeşler arasında dahi hayata, insana, ahirete vs bakış farklılaştı. Kardeşler bile birbirlerini anlayamıyor, birbirleriyle anlaşamıyorlar. Birinin beğendiğini diğeri beğenmiyor; birinin ak dediğine diğeri kara diyebiliyor. Bu farklılıklar, anne-baba ile çocuklar arasında ise ''uçurum'' halini aldı.
Şu gerçeği kabul edelim,çocuklarımızla gerektiği kadar ilgilen(e)miyoruz. Hayatımızın, ruhumuzun her zerresine sirayet eden ''Dünyevileşme'' hırsı, onlarla ilişkilerimizi de çepeçevre sarıverdi de farkında değiliz.
Akşam oldu mu sığınabileceği bir ev, karınlarını doyuracak kadar ekmek, (marka olmak şartıyla) sırtı üşümesin diye kazak, ayakları üşümesin diye ayakkabı, en havalısından cep telefonu aldık mı bir de arkadaşlarına mahçup olmasın diye cebine harçlık koydu mu her şeyi hallettiğimizi düşünüyoruz. Oysa bunlar geçmişte kaldı; çünkü artık bunlar sıradanlaştı, çocuklarımıza yetmiyor.
Çocuklarımızla sadece yemek saatinde bir araya gelebiliyoruz ya da bir bardak çay içimi kadar. O da belki... İtiraf edelim,''O da belki'' derken aslında böyle olmadığını biliyoruz da kabul etmek gönlümüze ağır geliyor. Onlarla ara sıra da olsa hayatı paylaşmayı geçtik, artık çocuklarımızı muhabbetin, saygının, hiyararşinin, aile olmanın son kalesi olan ''aile sofraları''nda bile toplayamıyoruz. Hayatımızın her alanında olduğu gibi ''yemek'' meselesinde de darmadağınız. Yani demem o ki son kalemiz de fethedilmiş.
O halde şu soruyu sorabiliriz:
''Bir akşam yemeğinde bile bir 'aile' olamayan 'birey' lerden oluşan bir toplum, nasıl sağlıklı olabilir?
Çocuklarımızın bilgisayar oyunları ve sosyal medyadan kurulu dünyalarına istesek de ulaşamıyoruz; çünkü bilgisayar dünyasından onlar kadar anlamıyoruz. Çünkü ''geçmiş zaman''da kaldık. Can parçalarımız ellerimizden yıldız misâli kayıp gidiyor, öylece izlemekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
Çok sene geçti üzerinden, zamanı net olarak hatırlayamıyorum; lakin KARABÜKANAHABER sitemizin ''sosyal medya'' üzerine düzenlediği bir programda, konuşmacının sarf ettiği sözler (aradan yıllar geçmesine rağmen) zihnimde hâlâ aynı tazelikte duruyor:
''Anne-baba olarak çocuklarımızı cep telefonları, bilgisayarları ile odalarında asla yalnız bırakmamalıyız. Şu anda internet yoluyla çocuklarımıza uyuşturucu satıcılarından, ateistlerden, deistlerden tutun da akla hayale gelmeyecek sapkınlıklara, ahlaksızlıklara kadar her türlü kötülük rahatça ulaşabiliyor. Bu, düşünebildiğimizin çok ötesinde, çok ama çok tehlikeli bir durum.
Şöyle örneklendireyim:Düşünsenize çocuğunuz gece yarısı Karabük Kent Meydanı'nda dolaşsa, en azından bir gece bekçisi veya bir polis onlara: ''Bu saatte burada ne işiniz var?" diye sorar, olmadı, size haber verir değil mi?Ama çocuğunuz bir odanın içinde, tek başına sosyal medyada dünyaları dolaşıyor; tanımadığınız insanlarla arkadaş oluyor, saatlerce sohbet ediyor, oyunlar oynuyor geceler boyu ve ona müdahale edebilecek kimse yok. Gecenin bir yarısı ne işin var burda, bunlar kim? diyen de..."
Onlarla aynı çatı altında yaşamanın, aynı sofrada yemek yemenin, aynı bardaktan su içmenin, onları ''tanımak'' olduğunu düşünüyoruz. Dünyaya, hayata, insana ve ahirete dair ne düşünüyorlar bilmiyoruz. Güya inançlıyız, çocuklarımıza iyi örnek olduğumuzu düşünüyor, onları iyi yetiştirdiğimize inanıyoruz; ama çocuklarımız sanal hayatın esiri olmuş, hayattan, insanlardan bıkmış, geleceğe dair hiçbir hayali kalmamış, ateist-deistlerin, sapıkların tuzağına düşmüş, yani madden-manen ölümün kıyısına gelmişler de farkında değiliz. Farkına vardığımızda da anlıyoruz ki dönüşü olmayan bir yola girmişiz.
Başkalarının çocukları için duyduğumuzda ''Benim çocuğum yapmaz.'' kolaycılığına sığınıvermişiz. Niye yapmasın? Onlar da birilerinin çocukları değil mi?
Kabul edemesek de anne-babalar olarak bu ''Canavarları'' ellerimizle biz yetiştirdik. Çocuklarımızı hayatlarımızın merkezine koyup onların etrafında topaç misali şuursuzca dönüp durduk. Her yaptıklarını, her söylediklerini itiraz etmeden onaylayan noter makamından farkımız kalmadı. Kabul etmek nefsimize zor gelebilir; ama çocuklarımız efendi oldu, bizler köle..
Bu, Peygamber Efendimiz(Sav)'in “cariyenin efendisini doğurması'' diye tarif ettiği durumun ta kendisi olmalı..
''Onları serbest bırakalım, canlarının istediği gibi davransın, biz yapamadık; bari onlar yapsın dedik, yaptıkları her türlü yanlışı,hoyratlığı, edepsizliği, '' özgüvenini sarsmamak'' adına hoş gördük.
Ne bir ikaz ne de bir kaş çatış ... Azarlamak mı aklımızdan bile geç(e)medi.
Onları alabildiğince serbest bıraktık bırakmasına da ortaya, " kontrolsüz, uyumsuz, şımarık, edepsiz, ahlaksız, haklarını bilen; ama sorumluluklarından habersiz" bir nesil çıkardık...
Yani çocuklarımızı gerektiği gibi "terbiye" edemedik. "Terbiye" ye yeri geldiğinde "azarlama" nın da dahil olduğunu göz ardı ettik. Büyüklerin, "Çocuk aziz ise terbiyesi daha azizdir." uyarısını fena ıskaladık.
Şimdilerde bu ıskalamanın cezasını çok acı bir şekilde çekiyoruz toplum olarak...
Sözlerimizi "GASSAL" dizisinden bir replikle bitirelim:
''Bir gün çocuklarımız, onlara hiç kızmadık diye bize çok kızacaklar.''








Günümüzde çocuk efendi, ebeveynleri köle olmuş.
Hocam kalemine sağlık. Herkesin bildiği fakat kabul etmediği veya edemediği konulara değinmişsin. Bu yazılara devam.
Üstad, yazınızı okudum. Gerçekten günümüzün de en önemli günceli olan çok büyük bir yaraya parmak basmışsınız. Ekranlarda çocuklara oyun diye sunulanların içeriğine baktığımızda büyük çoğunluğunun İsrail ve abd yapımı, İslam'ın kutsallarına ve insani değerlere çocukları düşman etmeyi hedefleyen, şiddete yönlendiren, ruh hallerini altüst eden içeriklerle dolu olduğunu görüyoruz. Ya bunların alternatifi sunulmalı ya da bunların rahatça ulaşılabilmesi engellenmeli ve veliler bilinçlendirilmeli. Aksi halde nesiller elimizden gidiyor.