Filistinli mazlumlar,zalim siyonistlere karşı (neredeyse) tek başlarına kahramanca mücadele ediyor yıllardır.Çok büyük bedel ödediler, ödemeye de devam ediyorlar.
Önce insan, sonra da Müslüman olarak onların yanında olduğumuzu göstermek adına yapabileceğimiz iki basit şey var ve bunun için ödeyeceğimiz bedel falan da yok:
Biri, Filistinle ilgili gösterilere katılmak;diğeri İsrail'in zulmünü açıkça destekleyen şirketlerin ürünlerini boykot etmek.
Bu iki eylemde de "başarılı" olduğumuz söylenemez maalesef. Bir Avrupa'daki gösterilere bir de bizimkilere baktığımızda ne demek istediğimiz gayet güzel anlaşılır. Oradaki gösterilerin yanında bizimkiler, "okul müsameresi" kıvamında kalıyor.
Yerel basının manşetlerine bakarsak cumartesi günü mazlum Filistinlileri desteklemek için yapılan yürüyüşe binlerce insan katılmış. Ama her zaman olduğu gibi sloganlar eşliğinde yürüyenlerin arasında olduğumuz için bu rakamların "abartılı" olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Mazlumların yanında olmak gibi asil bir niyetle yola çıkılan (sadece Karabük merkezinde binlerce hemşehrilerimiz varken) , gösterilere iştirak edenlerin sayısı çok defa beklenilenin çok altında oluyor, bu sefer de öyle oldu maalesef. En azından benim için...
Kendimize üzülerek sorduğumuz "Neden böyle oluyor?" sorusuna, Polyannacılık oynayarak "insanların herhalde haberi olmadı" diye cevap vermek istiyoruz; lakin iletişim araçlarının bu kadar etkili olduğu günümüzde, bunun geçerli bir bahane olmadığının da farkındayız. Her ne kadar kabul edemesek de gerçekler, içimizi acıtıyor:
İnsanımızın "tepki hücreleri" dumura uğratılmış, duyarsızlık "normalimiz" olmuş. Kimse gündelik hayatından, basit keyiflerinden taviz vermek istemiyor. Tv başında kadın ya da magazin programlarını izlemek, bir kahvehanede çay-kahve eşliğinde dostlarla sohbet etmek, avm'lerde alışveriş yapmak, cafelerde (belki de boykotlu) " kahveler " eşliğinde saatlerce boş muhabbet etmek nefislere daha cazip geliyor.
Hadi sokaktaki vatandaşlardan vazgeçtik, en azından Filistin meselesine duyarsız olmadığına inandığımız ya da inanmak istediğimiz siyasi partilerin merkez ilçe, kadın ve gençlik kolları ile il yönetim kurulu üyeleri, yine STK' ların yönetim kurulu üyeleri tam kadro yürüyüşe iştirak verseydi, katılım, binleri bulmalı değil miydi ?
Bu cümlelere bağlı olarak sorduğumuz "Neden olmuyor?"un cevabı şu olmalı:
Ne zaman bir eylem yapılmaya karar verilse, "Tek gayemiz Allah rızası" diyeceklerinden zerre şüphemiz olmayan dava arkadaşlarımızın sotada bekleyen "nefisleri" devreye giriveriyor. "Efendim bu davanın asıl temsilcisi olan da biziz, samimi olan da... O halde bizim liderliğimizde toplanılmalı, sadece biz konuşmalıyız, herkes bizi görmeli, takdir ve teşekkürleri biz almalıyız."
Bu yüzden "birlik" bir türlü sağlanamıyor. Bu yüzden farklı yer ve zamanlarda bölük börçük yapılan gösterilere (genellikle) sağdan saysan 150, soldan saysan 250 kişi katılıyor. Katılımcılar da hep aynı yüzler... Durup böyle olunca, (Elalemin ağzına sakız olmamak için olsa gerek), katılanları çok göstermek adına, megafon eşliğinde değişik manevralar başlıyor.
"Efendim herkes sahnenin solunda toplansın, olmadı erkekler sağ tarafta; kadınlar sol tarafta toplansın. Biraz geri gidelim, az sağa, olmadı sola kayalım.. Kamera geniş açı alsın, biraz yukardan çeksek daha iyi olacak, sıra aralıklarını bir- iki metre yapalım vs vs.
Oysa Filistin siyaset üstü bir meseledir, insanlık meselesidir, kimsenin tekelinde de değildir, olmamalıdır.
Boykot diyoruz, ama yine Cola ve türevleri baş köşede.. İçimize her çektiğimiz ciğerlerimizi bayram (!) ettiren sigaralar yine ABD menşeli.. Magnum' dan "haz" almaya devam ediyor, Burger King'in "ateş seni çağırıyor" davetine koşar adımlarla gidiyoruz.
Hemen hemen hiçbir bedel ödemek gerekmeyen böylesi basit meselelerde bile sapır sapır dökülüyoruz.
Sonra da gelsin klavye kahramanlığı...
Önce İslam ülkelerine(Aslında Araplara) saydırıyoruz:
" İslam ülkeleri beş para etmez, ABD'nin kölesi olmuş bu hainler, bunlar Müslüman bile değil, mazlum Filistinliler için bile bir araya gelemiyorlar."
İlginç olan şu ki avuç içi kadar bir şehirde "mazlumların hatrı" için bile bir araya gelemeyenler, her birinin kendine göre hesabı olan İslâm ülkelerinin bir araya gelemeyişini eleştirebiliyor.
Ne yaman çelişki!
Sonrasında oklar içeriye dönüyor :
"Bu iktidar Filistin konusunda samimi değil, hâlâ neyi bekliyor, İsrail'e niye saldırmıyoruz? Siz korkaksınız, bari bırakın da biz gidelim. BOP, BİP, BOP falan filan.."
Siz, keyfinizden taviz verip de basit bir protesto mitingine katılmaya üşeniyorsanız
Siz, nefsinize mağlup olup kardeşlerinizle bir araya gelemiyorsanız,
Siz, alışkanlıklarınızı öne sürüp siyonistlerin ürünlerinden vazgeçemiyorsanız,
Kusura bakmayın, ama söylediklerinizin indimizde hiçbir önemi yok.
Sizinle bırakın siyonistlerle savaşmaya gitmeyi, Konya'ya etli ekmek yemeye bile gidilmez.
Siz aradan çekilin, "Mazlumlara", samimi Müslümanların gayret ve duaları ile Allah(cc) yeter.
Gölge etmeyin, başka ihsan istemez!!!








Gülüyoruz ağlanacak halimize. Sorumluluktan sıyrılmanın bin bir türlü yolunu bulmakta çok maharetliyiz. Beğenilecek hiç bir yanımız olmamasına rağmen kimseyi beğenmiyoruz. Herkes kendi başına Müslüman ve herkes cahil cesareti ile ahkam kesiyor. Herkes birbirinden aciz, herkes birbirinden zavallı, herkes birbirinden beter. Bu halimizle hepimiz cennetin en yüksek köşküne talibiz. Rabbim hepimizi o köşkleri hak edeceğimiz kıvama getirir inşallah.
ÜSTADIM, Dediklerinin tamamına katılıyorum, sayıya da fazla takılmadan SAMİMİ MÜSLÜMANLARIN GAYRET VE DUASIYLA BU DAVANIN ZAFERLE SONUÇLANACAĞINA İNANIYORUM Çünkü Allah "İnanıyorsanız üstün gelecek olan sizlersiniz" diye ferman buyurmuştur. Kastamonu tabiriyle "gelen gelir, gelmeyen kendi bilir" KATILIM SAĞLAYANLARDAN ve KATILMAK İSTEYİP DE KATILAMAYANLARDAN ALLAH RAZI OLSUN.
Hep demişimdir Filistin meselesi en fazla yüzde onun umrunda....