KARPUZ KABUĞU
"Girdim ilim meclisine, eyledim talep
Dediler ilim geride, illâ edep illâ edep" Her sıradan vatandaş gibi ben de şehrimizde neler olmuş saikiyle gündemi sosyal medyadan takip ediyorum. Gördüm ki ''gazeteciliği''nden çok ''sansasyonel'' haberleri ile meşhur(!) olan yerel bir medya mensubuna yöneltilen ağır eleştirilerle ortalık yangın yerine dönmüş.
Meğer tepkiler, gerek ilçesine yaptığı hizmetler ve gerekse hemşehrileriyle kurduğu samimi, sıcak ilişkileri ile sosyal medyada binlerce takipçiye ulaşan Eskipazar Belediye Başkanı Sayın Serkan Civa için kullanılan üslup ve görsele imiş.
Haberi kaynağından okumak istedim; ama ulaşamadım. Gördüm ki gelen yoğun tepkiler üzerine yazı, müellifince kaldırılmış, yerine özür yazısı konulmuş. Bu özür yazısı, yapılan ayıbı ortadan ortadan kaldırır mı ? Elbet hayır! Bu saatten sonra yazıyı kaldırsanız binlerce özür yağdırsanız nolur? Fırlatılan okun geri döndüğü nerde görülmüş? Geçmiş olsun.
İletişimin bu kadar yaygın olduğu günümüzde yazılanı silmek imkansız, illaki bir yerlerde görünür olmaya devam ediyor. Nitekim ben de farklı bir kaynaktan ulaştım, yazıyı okudum. Bir yerel medya mensubu; ama daha çok bir ''insan'' olarak çok utandım, üzüldüm. Ne üslubu ne de kullanılan görseli, bir basın mensubuna yakıştıramadım.
Yazı, ''Bir siyasetçinin hizmetlerinden çok, her gün sosyal medyada görünür olmasının doğru olmadığı'' minvalinde eleştiri yazısı olarak düşünülmüş; ama gelinen noktada eleştiri(!) sınırları fersah fersah aşılmış. Hele kullanılan görsel, yerlerde sürünen üslûbun üzerine tüy dikmiş.
Kullanılan söz ve görselin, sadece Sayın Serkan Civa'ya değil, aynı zamanda ona oy veren binlerce seçmen ile birlikte yol yürüdüğü milyonlarca dava arkadaşına hitap etmiş olacağı ve doğal olarak da çok büyük tepki doğuracağı açık. Bunu tecrübeli bir gazetecinin düşünememiş olması da ayrıca garip ya neyse...
Müellifin amacı, başkanın sürekli sosyal medyada boy göstermesinin yanlışlığını anlatmaksa şöyle bir üslup kullanabilirdi mesela :
"Her vesile ile her yerde görünür olmak, aslında hiç görünmemek anlamına gelir; çünkü her yerde ve her an görünür olmaya çalışmak, aslında etkisizleşmeye, sıradanlaşmaya ve özün kaybolmasına yol açar.
Nasıl ki çok gülen bir insan, uzun süre devam ederse gözünden yaş gelir.
Ağlayan bir insan, bir süre sonra sinirden güldüğünü hisseder.
Hızlı giden arabanın tekerleğine bakarsanız ters döndüğünü hissedersiniz.
Yani demem o ki ''Haddini aşan her duygu ve hareket, zıttına dönüşür.''
Aman başkan dikkat! Yaptığın onca hizmet, samimi gayretlerin '' İşi gücü şov'' cümlesine kurban gitmesin!"
Serkan Başkan, yazıyı okur, gerekli değerlendirmeleri yapar, sonucunda eleştiriye hak verir ya da vermez, kendi bileceği iştir, seçim zamanı geldiğinde sandıktan " saman mı yoksa darı mı " çıkar, o da başkanın meselesidir. Amma velâkin hakaretvâri bir üslup ve kullanılan görüntü ''eleştiri'' değil, düpedüz ''hakarettir, edepsizliktir."
Bu garabetin mâkul ve mantıklı bir izahı olmadığı gibi, bu kadar tecrübeli bir gazetecinin "Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır." sözünden de haberdar olmamasının mâkul ve mantıklı izahı yoktur.
Buna rağmen ''Bu yazı neden yazılmış olabilir ve dahi o görsel neden kullanılmış olabilir? " sorusuna (kendimizi zorlayarak) kafa yorduğumuzda aklımıza şunlardan başka da bir şey gelmiyor...
İlki:
Meret, şişede durduğu gibi durmuyor...
İkincisi:
''Yahu ben yıllarca medyada boy gösteriyorum, bu uğurda çok büyük bedeller ödedim; ama benim niye bu kadar takipçim yok!'' düşüncesinden kaynaklanan ''kıskançlık,haset '' duygusu olabilir.
Oysa ateş nasıl odunu yer bitirirse haset de insanı öyle yer bitirir; dikkatli olmak lazım.Üstelik kıskançlık, insanın kendine güven eksikliğinin bir yansımasıdır. Güçlü olan, başkasını kıskanmaz, aksine ondan ilham alır.
Üçüncüsü :
Bir yıl kadar önce ''Atomların Dili'' başlığı altında yayınlanan yazımda, yerel medyamızın bir kısmı için hemşehrilerimizin şöyle bir tespitinden bahsetmiştim :
''Bu haberi yapmışlarsa ya istedikleri miktarda 'fatura' kestirememişlerdir ya da şahsi meseleleri vardır."
Yazıya gelen tepkilere bakılırsa hemşehrilerimiz, hâlâ aynı noktada...
Ve yerel medyada kalem oynatan (bazı) arkadaşlara hitaben devam etmişiz:
Başlarını iki ellerinin arasına alıp "Biz nereye gidiyoruz? "sorusunun cevabını arayacak onlar. ''Saygınlıkları ve güvenirlikleri'' adına bu sorunun cevabını bulmak için vakit çoktan geldi de geçiyor bile.. Bizden söylemesi. '' demişiz demesine de aradan yıl geçmiş; ama bu cümlelerin muhataplarında zerre değişiklik olmamış..
Aynı birileri, takılı plak gibi hoyratça aynı türküleri söylemeye devam ediyor.
Yani geldiğimiz noktada ''Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!''
Hamam, aynı hamam;tellak, aynı tellak...
Ama biz meslektaşlarımıza hem aynı yolun yolcuları hem de yaşça büyükleri olarak İbrahim Tenekeci üstadın kılavuzluğunda, "iyiyi, güzeli, doğruyu" tavsiye etmeye devam edelim:
"Kim olursak olalım, ne iş yaparsak yapalım; geride kırgın, küskün ve üzgün insanlar bırakarak ilerlemek kimseyi makbul bir yere götürmez.
Mizah ile sululuk, eleştiri ile düşmanlık, özgürlük ile küstahlık, ayrı dünyaların kavramlarıdır. Birbirlerine karıştırmamak gerekir."
Sözlerimizin sonuna gelmişken, yanlış anlamalara sebep olmamak adına, şunları da söylemeden geçmeyeyim:
Serkan Başkanla bir yerde oturmuşluğum, çay içmişliğim bir tarafa, uzaktan selamlaşmamız bile yoktur. O, beni tanımaz; benim de onu, sadece sosyal medyada görmüşlüğüm vardır. Hepsi bu kadar.
Bunu özellikle belirtelim ki ''Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmeyelim.''








Üstadım kalemin yüreğinin aynası olmuş, samimiyetle doğru bildiğin gerçekleri yansıtmışsın ve fakat karşıda NATO MERMER, NATO KAFA olduğu sürece zerre miktarı değişiklik olmadığını bir yıl önceki uyarılarının fayda etmediğini belirterek tesbit etmişsiniz zaten, olsun siz doğruları söylemeye devam ederek görevinizi yapıyorsunuz, teşekkürler, Allah razı olsun.