İTİMAT, KONTROLE MÂNİ DEĞİLDİR
Sokakta yalnız dolaşan biri kendi kendine gülüp duruyorsa ya "âşık" tır demişler ya da "dede"..
Son zamanlarda yürürken fark ettim ki insanlar garip garip yüzüme bakıyor, anlaşıldı dedim kendi kendime, torun hasreti dayanılmaz bir hâl almış, yollara düşme vaktimiz gelmiş. Her ne kadar yaşımız aşık olmak için elverişli olmasa da dışardan gören ne bilsin bizi, durup dururken gülüşümüzün sebebini açıklamakta fayda mülahaza görüyorum. Pencereyi açık unutup da hırsızı günaha sokmanın âlemi yok.
Sakarya'ya doğru yola düştük torun hasretini biraz olsun dindirebilmek adına.
Yollar muhteşem, yapanlar sağolsun, yorulduğumuzu bile hissetmeden eve ulaştık.
Çok geçmeden korktuğumuz başımıza geldi, prensesin yanaklar al al oldu,gözlerinin feri söndü.Biz mi yavrunun hasta olduğu zamana denk getiriyoruz ziyaretlerimizi, yoksa ufaklık mı hastalığını bize denk getiriyor anlamıyorum, bu, kaçıncı! Söz konusu çocuk, hele ki bebek olunca insan daha bi telaşlı, daha bi sabırsız oluyor. Mâlum, dertlerini anlatmanın ağlamaktan başka
yolu yok onlar için, ama o dilden de biz anlamıyoruz. Çok geçmeden hastanenin yolunu tuttuk.
Güzel, üşütmeyen tatlı bir gece... Saat bir civarı...Hastanenin ışıkları ile elektrik direkleri yolu aydınlatıyor, gecenin ıssızlığında yoldan geçenleri de... Hastanenin önüne park ettim otomobili. Bizimkiler, telaşla "çocuk acil" in(darısı hastanemizin başına) yolunu tutarken gözlerim biri kız, iki gence takıldı.
Önde, kısa etekli genç bir kız, arkasında hızlı ve telaşlı adımlarla ona yetişmeye ve bir şeyler anlatmaya çalışan bir delikanlı... Her ne kadar, karanlıkta ses daha iyi duyulur deseler de mesafe dolayısıyla delikanlının ne dediğini anlamak mümkün değil. Ama hızlı adımları ile el kol hareketlerinden anlıyorum paniklediğini.
Şahit olmadığımdan veya yakıştıramadığımdan olsa gerek geç fark ettim kızın elinde şişe olduğunu. Hızlı hızlı adımlarken yolu, arada şişeyi kafaya dikmeyi de ihmâl etmiyor ayyaşlar misâli. Gerçi onlar bile dışarıdan fark edilmesin diye şişeyi gazete kağıdıyla sararken kızımızın öyle bir endişesi yoktu anlaşılan. Rahatlığının sebebi "gecenin yarısı karanlıkta kim görecek, hadi gördü, gurbet ellerde beni kim tanıyacak" düşüncesi olsa gerek. "Gurbet ellerde" dedim, öyle ya Sakaryalı olsa gecenin bir yarısı, elinde içki şişesiyle sokaklarda ne işi olurdu gencecik kızın! Hele ki onun kapıyı çalışını hasret ve endişeyle bekleyen birileri varsa. Heleki "Kızım bu saate kadar neredeydin, bu halin de ne?" soruları ile muhatap olmak mukadderse.
Onlar bir süre sonra karanlıkta kaybolurken aklıma ister istemez Prof.Dr.Ebubekir Sofuoğlu'nun sözleri geldi:
"Çocuklarınızı üniversite için başka şehirlere sakın göndermeyin, engel olamıyorsanız onlarla o şehre siz de yerleşin. Çocuklarınızın ne giydiklerinden, ne yiyip içtiklerinden, kimlerle düşüp kalktıklarından haberiniz olmuyor. Çocuklarınızı dizinizin dibinden ayırmayın."
Eminim Ebubekir Hoca bu sözleri, görev yaptığı üniversitede şahit olduklarından, duyduklarından dolayı (emanete sahip çıkamama kaygısıyla olsa gerek) yüreği yanan bir öğretmen, bir baba hassasiyetiyle demişti demesine de "Çağdaş, laik, modern ve Atatürkçü" vatandaşlar, hocaya demediğini bırakmamıştı. Hocanın ne gericiliği kalmıştı ne de yobazlığı...
Çocuk acilden sıramızı aldık. Doktorun kapısında bir süre bekledikten sonra bizimkiler içeri girdi muayene için. Ben de kapının yan tarafındaki iki kişilik bankta "hasta ve yaşlılar için" ibaresini görmeme rağmen "Bizimkilerin işi uzun sürmez, nasıl olsa ortalıkta kimse yok, gelen olursa da kalkıveririm" düşüncesinin rahatlığı ile sandalyenin birine oturuverdim.
Az sonra sırtında "acil" yazan orta yaşlı biri, yanında 14-15 yaşlarında kolları dövmeli bir genç ve (annesi olduğunu tahmin ettiğim) tasettürlü bir kadınla içeri girdi.
Adam, elinde bir evrakla, acelesi varmış gibi doktorun kapısının önünde bir aşağı bir yukarı dolaşırken, görünürde herhangi bir sıkıntısı olmayan genç de annesine sarılıp duruyordu.
Adam içeri girdi, genç, annesiyle baş başa kaldı. Delikanlı, bir süre sonra bana bakıp sert ve emredici bir ses tonuyla "Sen kalk oradan, annem otursun! " diye seslendi. Annesi, mahçup ve sinirli bir edayla "Oğlum sen, baban yaşındaki biriyle nasıl konuşuyorsun!"diye çıkıştı oğluna. Ben durumu kavradığım için " Yenge Hanım delikanlı haklı, buyrun siz oturun. "diye kalktım sandalyeden; ama oturmadı.
Görünen o ki sıkıntı gençteydi. " Geçmiş olsun delikanlı" dedim müşfik bir sesle, o cevap vermeden annesi çaresiz ve hüzünlü bir ses tonuyla" Geçmiyor ki abi, hiç geçmiyor " deyince içim cız etti. Anlamıştım, hem kadıncağızın çaresizliğinin sebebini hem de delikanlının neden annesine mahçup bir edayla sarılıp durduğunu.
Yanlış anlamamışım; sırtında acil yazan adamın doktorun yanından çıkar çıkmaz delikanlıya hitâben: "Evlat, zaten daha önce de gelmişsin, doktor hanım seni psikiyatriye yönlendirecek, gerekli işlemler yapıldıktan sonra bir yol çizilecek. Bak annen ne kadar üzülüyor, kendini düşünmüyorsan onu düşün." dedi ve geldiği gibi hızlı adımlarla uzaklaştı. Delikanlı annesiyle konuşmadan öylece duruyordu.
Sonrasını bilmiyorum; çünkü bizimkiler doktorun odasından çıkınca mecbur evin yolunu tuttuk. Aynı hastanede hemşire olan kızımıza gördüklerimden bahsedince " Bunlardan çok var baba buralarda, uyuşturucu kullanımı bu yaşlara kadar düştü maalesef " deyince hüznüm bir kat daha arttı.
Sözün özü :
"Çocuğumu çok iyi yetiştirdim, benim çocuğum yapmaz" diye düşünmek, telafisi mümkün olmayan acılarla muhatap edebilir bizi.
Büyüklerin şu uyarısı kulaklarımıza küpe olmalı :
"İtimat, kontrole mâni değildir. "








Üstad yine döktürmüşsün.Manşete bir ilavem olacak "Kontrol de itimada mâni değildir"
Ortalık çok kötü. Sahipsiz ve başıboş gençleri bekleyen çok sinsi tuzaklar var. Anne babalar evladını yalnız ve sahipsiz bırakmamalı. İtimat kontrole mani değil elbette. Çok önemli bir konuda şahit olduğun bir hadise üzerinden güzel bir uyarıda bulunmuşsun üstad. Teşekkür ederiz.
Evet hocam itimat kontrola mani değildir.Biz ebeveynler olarak çocuklarımızın özgürlüklerine sınır koymayı başarabilirsek ne mutlu, dilerim sağlıklı, sorumluluk sahibi Allah inancı olan gençler yetiştirmeyi başarabiliriz,kaleminize sağlık mutlu huzurlu günler dilerim.
"Özgür birey, özgür toplum" diye diye özgürlüğün de cılkını çıkarttık artık, toplumsal çözülme hızla ilerliyor maalesef, gençliğini koruyamayan geleceğini kaybeder, inşaallah yanlışlıklardan ibret alır da gençlerimize para-makam-mevki, şan-şöhret yerine "milli-manevi ve insanî değerleri" hedef göstererek sahiplenmelerini ve yaşamalarını başarabiliriz toplum olarak.
Eğitimi sadece not ve net e endrksleyen veli profili bu akibeti hazırlıyor maalesef. Önceden veli önce çocuğunun ahlakını sorardı. Şimdi ise ders içi bçve performans notunu neden düşük verdin diye soruyor
Ülkemizde aile kurumu hızla çöküyor. Gençlik heba oluyor. Ama maalesef günümüzde uygulanan politikalar bu çöküşü önlemeyi bir tarafa bırak, adeta destekliyor. Hadisî şerifte olduğu gibi anneler efendilerini doğuruyor.