Eski yazarımız Doç.Dr.İsmail Şahin'in Diriliş Postası gazetesinde yayımlanan 16/02/2018 tarihli yazısı:
İkinci Dünya Savaşı’ndan beri uluslararası gündemi meşgul eden Kıbrıs meselesi, 2000’li yılların başlarından itibaren Ortadoğu’da meydana gelen gelişmelerle birlikte, farklı bir boyut kazanmaya başlamıştır. Doğu Akdeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervleri, Arap Baharı ve Suriye Krizi, bu gelişmelerden en dikkat çekici olanlarıdır.
Tarihsel süreç içerisinde Kıbrıs daima Ortadoğu jeopolitiğinde, değeri tartışılmaz bir ada olmuştur. Mısır’dan Türkiye kıyılarına kadar Doğu Akdeniz’in deniz alanlarını kontrol etme kapasitesi, gelişen askeri teknolojiye rağmen önemini yitirmemiştir. Dolayısıyla, Kıbrıs meselesi her ne kadar bir Türk-Yunan sorunu olarak takdim edilse de, küresel aktörler tarafından Kıbrıs sorunu, Ortadoğu’daki güç dengesi bağlamında değerlendirilmiştir. Diğer bir ifadeyle Kıbrıs, her daim bölgede askeri bir üs olarak görülmüştür.
Türkiye’nin Kıbrıs sorununa bakış açısının, Arap Baharı ve Suriye Krizi ile birlikte köklü bir değişikliğe uğradığı söylenebilir. Bu çerçevede, yeni süreçle birlikte Türkiye’nin garantörlük hakkını muhtemel bir çözümde pazarlık konusu yapmayacağı aşikârdır. Zira Kıbrıs’ın jeopolitik önemi, Türkiye için belirginleşerek artmıştır. Öyle ki, PYD/YPG/PKK’nin Akdeniz’e ulaşma stratejisi, Kıbrıs’a ayrı bir anlam yüklemiştir. Böylece İskenderun havzasının güvenliği, yeniden, Kıbrıs’ın askeri değerini Türkiye açısından artırmıştır.
Kolayca anlaşılabileceği üzere, Kıbrıs’ta devam eden Türk askeri varlığı, İskenderun ve çevresi üzerine yürütülen her türlü siyasi planın önündeki en büyük engeldir. Bu açıdan bakıldığında, Kıbrıs’ta yakın gelecekte başlayabilecek olası bir müzakere sürecine, yine Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri varlığı ve garantörlük hakkı tartışmaları damgasını vuracaktır.
Yeni enerji kaynakları ise sorunu daha karmaşık bir yapının içerisine çekmiştir. Şöyle ki, Yunanistan Doğu Akdeniz gazının kendi deniz alanları üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasından yanadır. Bu sayede Yunanistan’ın jeopolitik değerinin artacağı hesap edilmektedir. Böyle bir politikanın başarıya ulaşabilmesi, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ile mümkündür. Çünkü sorunun çözülmesi durumunda, boru hatlarının Kıbrıs-Türkiye-Avrupa istikametinde yol alması, hem zaman hem de maliyet bakımından daha rasyoneldir. Ancak böylesine bir senaryo, Türkiye’yi Yunanistan karşısında siyasi ve ekonomik açıdan daha güçlü kılacağı için Yunanistan’ın siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla bağdaşmaz. Aynı çerçevede Avrupa’daki Türkiye karşıtı devletler de benzer görüşe sahiptir. Bu nedenle Yunanistan, olası bir müzakerede olmazsa olmaz şart olarak Türk askerinin çekilmesini ve garantörlük hakkının sonlandırılmasını ısrarla talep edecek ve bu noktalardan asla geri adım atmaya yanaşmayacaktır. AB’nin de bu hususu desteklemesi muhtemeldir. Bu sayede Kıbrıs’ta çözüm süreci yeniden çıkmaza girecektir.
Tüm bu nedenlerden dolayı Afrin harekâtını yalnızca Türkiye’nin sınır güvenliği açısından değerlendirmek büyük bir eksikliğe işaret eder. Bu harekât, Türkiye’nin en az terörizm kadar Doğu Akdeniz’in güvenliği konusunda da hassas olduğunu bir kez daha göstermiştir. O halde Türkiye açısından Suriye Krizi’nin bir ucunda terörle mücadele, diğer ucunda İskenderun Körfezi başta olmak üzere sınır güvenliği ve son olarak da öteki ucunda Kıbrıs meselesinin geleceği ile ilgili konular yer almaktadır.
Sonuç olarak Kıbrıs meselesi, taraflar açısından çözüme kavuşturulması çok güç bir sorun haline gelmiştir. Sorunun karmaşık yapısı çok daha derinleşirken, boyutu da farklılaşmıştır. Geçmişte olduğu gibi yine adanın akıbetine, Ortadoğu’daki olaylar damgasını vurmuştur. Son olarak, eğer Doğu Akdeniz gazı tüm tarafların ortak rızasına dayandırılmaksızın bir paylaşıma açılırsa, bu defa Akdeniz’de statükoyu yeniden şekillendirebilmek amacıyla bölgesel barış riske atılabilir.
http://www.dirilispostasi.com/makale/kibris-sorununun-degisen-boyutu-5a85e76a76381c6827716eb2







Oyun içinde oyun. Nereden nereye. Peş doğrusu