BAŞARISIZLIK GEMİSİ BAHANELER DENİZİNDE YÜZER!
Mazeret, yetersizliğin ve tembelliğin itirafıdır. Bir şeyi yapmak isteyen yolunu, istemeyen de bahanesini bulur. Bahanesi bol olanın yalanı çok olur ve bahane arayan biri onu bulmayı her zaman becerir. Çok iyi bahaneler üretenlerin, başka bir şey ürettikleri pek görülmemiştir. Başarısızlıkların yüzde doksan dokuzu bahane bulmayı alışkanlık haline getirmiş insanlardan gelir.
Müslümanlar olarak sorumluluklarımızı sürekli hatırda tutmak ve hiç unutmamak zorundayız. İlahi buyruklardan çeşitli mazeretler üreterek sıyrılmaya çalışmak yerine mesuliyetlerimizin bilincinde olup gereklerini yerine getirme gayretini göstermek, işi başkalarına havale etme kolaycılığı ya da kurnazlığı yerine hassasiyetlerimizi takınmak İslami ve insani görevimizdir.
Mazeret üretmek bulaşıcı bir hastalık gibidir. Sizin mazeretinizi ben, benimkini de siz hoş gördüğünüz zaman görünürde bir çatışma ortamı yok zannedilir ama bu sahte huzur ortamı sorunları çözümsüz bırakır. Dava yükünü yüklenmeye yürekleri yetmeyenler bir şekilde sorumluluğu ötekilere havale etmekte maharetli olurlar. Havale etmek yerine harekete geçmek Müslümanın tavrı ve hayatının tarzı olmalıdır. Güçlü ve onurlu insanlar sorumluluk almaktan çekinmezler. Sorumluluk almak aslında kişinin kendine yaptığı en büyük yatırımdır ve bu yapıdaki insanlar her zaman değerlidir. Yücelik yolunda yürüyebilenler genellikle mazeret üretmeden yük alan ve bedel ödeyenler arasından çıkar.
Ne yazık ki, kaht-ı rical (muteber adam kıtlığı) günlerinde sorumluluklarını başkasına yıkmak veya zamana yaymak şeklinde yaygınlaşan sosyal hastalıklara şahitlik ediyoruz. İşlerini ihmal edenler de başkalarına ihale edenler de aynı tıynetin insanlarıdır. Müslümanlarda yaygınlaşan havalecilik virüsü ciddi hüsranların habercisi olma riski taşıyor. Sorumluluklarımızı başkalarına pasladıkça perişanlığımız kaçınılmaz hale geliyor.
Günümüzün en büyük gevşekliklerinden biri de belirli kitlelerin İslami sorumluluklarını iktidara ihale etme, kendilerini kenara çekme kolaycılığını benimsemiş olmalarıdır. Bu illet emanetin ortada kalmasına neden oluyor. Elini taşın altına koyması gerekenler ya topu taca atmakla ya da günah keçisi aramakla meşgul. Omuzlarımıza binmiş olan, vebalini boynumuzda taşımakta olduğumuz görevlerimizi devlet erkanına, diyanet ricaline, yönetim erkine, ilim ehline, eğitim camiasına, üst mercilere havale etmekle hesaptan kurtulacağını sananlar çok ciddi bir yanılgı içindedirler.
İyi mazeretler bulmayı başaranların, başka şeyler başarabildiği çok nadiren görülür. Hele hele, en çetin başlıkları Mehdi’ye, Mesih’e, beklenen halifeye, gelecek kurtarıcılara havale edenler acınacak halde olduklarının farkına varmalıdırlar. Unutmayalım ki, bir başkasının daha çok sorumlu olması kimseyi kendi sorumluluğundan kurtarmaz. Havaleciliğimizden dolayıdır ki hayati önem taşıyan görevler ortada kalıyor. İhalenin kimde kaldığı önemsenmiyor, belli de olmuyor. ‘İş yapılsın ama ben değil başkası yapsın’ psikolojisi, konforum bozulmasın, keyfim kaçmasın, riske girmeyeyim mantalitesi bizi perişan ediyor.
Üstümüzden attığımızı sandığımız sorumlulukların yarınlarda bize dönüşünün nasıl olacağını hiç düşünmüyoruz. Yapmamız gereken işleri başkalarına havale etmekle kendi felaketimizi kendimiz hazırlıyoruz. Biz kenara çekilince üzerine titrememiz gereken körpe nesillerimizi kimlere havale ettiğimizi umursamıyoruz. İşler sarpa sarınca da “günahı yapanların boynuna” deyip işin içinde sıyrılmaya çalışıyoruz. Yapmamız gerekirken yapmadıklarımız; beceriksizliğimizin, bencilliğimizin, boş vermişliğimizin, bananeciliğimizin ya da bitmişliğimizin belirtisi ise vay halimize.
Söz konusu dava olunca işi başkasına ihale eden bizler, konu dünyalık ve menfaat olunca ihaleyi kapmak için müthiş bir performans sergiliyoruz. Bu halimizle ilahi mesajlardaki Allah korusun Yahudileşme temayülüne maruz kalanların tavırlarındaki tarife uyuyorsak durumumuz çok fena. Hz. Musa (as) İsrailoğullarına Kudüs’ü işgalcilerden kurtarmak için Allah’ın emrini ilettiğinde karşılaştığı tepkiyi hatırlatıyor Kur’an bize. “(İsrailoğulları) Hz. Musa’ya: ‘Haydi sen ve Rabbin birlikte gidin savaşın; biz burada oturup sizi bekliyoruz” (Maide, 24) demişlerdi.
Bugün Gazze sınavındaki Müslümanların durumu ile Yahudilerin Musa a.s. a söyledikleri arasında fark görebiliyor musunuz? Yeryüzünde Allah’ın askeri olması gereken biz Müslümanlar Gazze için sadece duadan öte geçemiyoruz. “Allah’ım görünmeyen ordularını gönder, Gazze’li kardeşlerimizi yalnız bırakma, meleklerinle onlara yardım et” demekten öte bir şey yapamıyoruz. Allah (cc) gaybî yardımlarını göndermesini gönderir elbette de peki biz neyi temsil ediyoruz? Yeryüzünde varlık sebebimizi Allah (cc), Müslümanların eliyle yeryüzünü zulümden arındırmak, mümin yüreklere ferahlık vermek istediği şeklinde anlatıyor: “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rezil rüsva etsin, onlara karşı size yardım ve zafer ihsan buyursun, baskı ve zulüm altında inleyen Mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın.” (Tevbe, 14)
Bahaneleri bir kenara bırakıp gideceği yeri hedefleyene dünya kenara çekilip yol verirmiş! Bahane üretmek konusunda kusursuz olan insanlar başka hiçbir konuda kusursuz olamazlarmış. “Kalmak isteyenin elbet bir bahanesi oluyor da gitmek isteyenin önünde dağ olsan fayda etmiyor” diyor Hz. Mevlâna. Âkibetimiz hayrola…








Hocam Allah razı olsun hayırlı cumalar
Elinize sağlık hoacam
Hocam elinize sağlık. Çok güzel ve anlamlı bir yazı olmus
Eyvallah Mustafa Hocam. Allah Razı olsun. Çok güzel, Müstefit olduk. Cumamız bizlere ve İslam alemine hayırlar getirsin inşallah. Allah'a emanet olun
Selam ve dua ile hayırlı günler hayırlı işler hayırlı Cumalar diliyorum sevgili hocam
Allah razı olsun hocam, Cumanın feyzi ve bereketi üzerimize olsun.
Hocam cumanız mübarek cumanın rahmeti bereketi üzerinize olsun inşallah selamlar
Yüreğinize sağlık Sayın hocam çok güzel bir konuyu el almışsınız
Söz konusu dava olunca işi başkasına ihale eden bizler, konu dünyalık ve menfaat olunca ihaleyi kapmak için müthiş bir performans sergiliyoruz.
Kalmak isteyenin elbet bir bahanesi oluyor da gitmek isteyenin önünde dağ olsan fayda etmiyor
Yazılarınızdan çok istifade ediyoruz hocam. iyiki varsınız.
Konu da, başlık da, uslup da, yazının tamamı da çok mükemmel olmuş üstad. Yüreğine sağlık
Çeyrek asra yakın zamandır gerici, yobaz, ötelenen, yeşil komünist olarak adlandırılan ancak bütün bunların yanında bukalemun gibi renk değiştirmeyen, omurgasız , kişiliksiz biri olmamaktan, minicik menfaatleri uğruna fırıldak olmayan, Allah nazarında zulme rıza gösteren,haksızlık karşısında sessiz kalan biri olmamaktan dolayı şükürler olsun ki vebal, liyakat,adalet,sırat, kul hakkı,ebedi alem düşündüğüm zaman geçmişimden çok huzurluyum. Ancak bununla birlikte Mustafa Çelenli hocamın bu yazısını okuduğumda yazının bazı satirlarinda enaz benim kadar kafasının karıştığı hissine kapılıyorum. Lakin geçmiş ola...öyle bir nesil yetişti ki; at izinin it izine karıştığı ülkede...liyakatsiz, adaletsiz yönetimler karşısında artık neredeyse gençliğin, geleceğin büyük bı çoğunluğu din olmadığı gibi vatan, millet, bayrak mefkuresi olmaksızın imkan bulsa geleceğini, geçimini idame ettirebilmek için meşru, gayri meşru her yola başvuruyor. Ülkeden kaçıp gitme imkanı bulanlar tabi ki şanslı olanlar.
Allah razı olsun üstadım.