Kötülük; Şer, fenalık, hoşa gitmeyen, zararlı, tehlikeli, korkulu, kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan her şey anlamında kullanılan bir ifadedir. Kanıksamak ise; Kişilerin bir konuda etkisi altında kaldıkları olumsuz unsurlara karşı, artık tepki bile gösterememe durumunu ifade eder.
Kötülüğün kanıksanması insanın savrulmasının başlangıcıdır. Kötülük kanıksanınca hassasiyetler kaybolur, işlenen kusurlara mazeret bulma hastalığı yaygınlaşır, suç kolayca başkalarına yüklenir. Kötülüğü normalleştirme ve yanlışı normal görme hastalığı baş gösterir.
Modern yaşamın fırsatları ile beraber yoğunlaştığımız bürokrasi, imkânlar, nimetler, makam-mevki, statü hırsı, iştah kabartan ihaleler karşısında menfaate odaklanmak kişi ve toplum bünyesine ekilen tâvizkârlık tohumlarıdır. Müslümanca yaşama dair disiplinler yitirilince olaylara çıkar penceresinden bakma ve her şeyi normal görme hastalığı başlar.
İnsanlık tarihinde tüm “elçi”ler, “salih”ler günaha götürücü ortam ve şartlara karşı samimi bir endişe ve karşı duruş sergilemişlerdir. Ne yazık ki bugün yaşadığımız toplumda, birçok yanlışın olağanlaştığına ve ruh dünyamızda sızıya dönüştüğüne şahitlik ediyoruz. Bizlere bozulmayı kanıksatmaya çalışan eğilimler, hesaplar ve projeler çok sinsi tehlike ve tuzaklarla dolu.
Unutmamalıyız ki kötülüğü kanıksama süreci kişiliğimizin bozulmasını da beraberinde getiriyor. Değerlerimize aykırı olan ve geleceğimizi tehlikeye sokan olayları, gelişmeleri kanıksamak, müminlerin karşı karşıya olduğu tehlikelerin başında geliyor. Kötülüklerin kanıksanması zulmün sıradanlaşmasının ve meşruiyet kazanmasının zeminini hazırlıyor.
İnsanlık ailesinde hayasızlıklar yaygınlaşırken ahlaki değerler için mücadele yapılmaz ise, toplumsal cezalandırma kaçınılmaz olur. Bu Allah’ın değişmez bir yasasıdır. Müminler, hayrın olmadığı her ortama karşı ilkesel bir duruş ve hassasiyet göstermelidir. Bu hassasiyet Müslüman olmanın bize yüklediği bir sorumluluktur. Bozulmanın karşısında amel-iman tutarlılığımız kadar karşı durabiliriz. Ne yazık ki belki de hiç olmadığı kadar kafa karışıklığı, duruş bulanıklığı ve iddia sahibi olanların amel- iman tutarlılığını korumada zorlandığı bir dönemle imtihan oluyoruz.
Hassasiyetlerin susul usul kaybolması kanıksama hastalığının doğal sonucudur. Çağımızın helal-haram sınırlarını sinsice yok eden liberalizm, özgürlük anlayışı, demokratik hoşgörü gibi kulağa ve nefse hoş gelen kavramların toplumun her katmanında sosyal medya ile beraber işleniyor olması, kanıksama hastalığını salgına dönüştürdü. Mazeretlere sığındığımız oranda bozulmanın evimizi ve bedenimizi yakmasına fırsat vermiş oluyoruz. Gittikçe dozu yükselen dünyevi hırslarımız, birçok yanlışı görmemizi, görsek de tepki koymamızı engelliyor.
Kötülük kötüdür. Kötülüğe alışmak, kanıksamak, kötü görmemek ondan daha kötüdür. Normalleştirilen kötülükler süreç içinde yaygınlaşır, yasallaşır, eleştirilemez ve engellenemez hale gelir. Seyirci kalma psikolojisi kötülüğün ömrünü uzatır. Sonra, kötülüğü herkes yapıyorsa artık o kötülük normal bir davranışmış gibi algılanmaya başlanır. Kötülüğe göz yumanlar zamanla körleşir. Ferasetleri kararır. Aslında kötülüğün normalleşmesi, bizim anormalleşmemiz anlamına gelir.
Küresel kötülüğün kuşatmasında yaşamak bir kader değildir. İslam ümmeti kötülüğü kanıksadığı için ümmet vasfını koruyamıyor. Kötülüklerin normalleşmesi İslami duyarlılıklarımızın tahrip olması sonucunda geldi. Kötülükler kendine zemin hazırlarken bizler hep seyirci kaldık. “Kimsenin iyisine kötüsüne karışma yeter ki sen iyi ol” mantığı bizi pasifize etti. Kötülüğün ucu bize dokunmuyorsa sadece izlemeyi tercih ediyor, ucunun bir gün bize de dokunacağını hesap etmiyoruz. Hele kötülüğü bizden olanlar yapıyorsa susuyoruz. Bizim gruptan, bizim aileden, bizim damardan geliyorsa bir kılıf buluyor, bir sebebi vardır diye düşünüyoruz. Kötülük işimize yarayınca; örtülü veya açıktan destek veriyor, nemalanmanın yollarını arıyoruz. Kötülüğe itiraz eden olunca yalnız bırakıyor, kötülükle mücadele sorumluluğunu hep başkalarına ihale ediyoruz.
Hülasa kötülüğe toleranslı bir toplum olduk. Zaten ciddi tehlike de burada başlıyor. Kötülüğün kendiliğinden durmayacağını ilahi öğretiler bize tekrar tekrar bildiriyor. Kötülüğün doğurgan, bulaşıcı ve üretken olduğu tekrarlanıyor. Ama biz kötülüğe müdahale etme, muhalefette bulunma, boynumuzun borcu, imanımızın gereği olan karşı çıkma ve engelleme özelliğimizi kaybettik.
Müslümanlar olarak bu durumda yaşamanın zilletini üzerimizden atmak zorundayız. Bizim bu silikliğimiz mutlak kötülüğün kuluçkası olan İsrail’in yeryüzüne kin ve kötülük kusmasının önünü açtı. Gazze’deki katliamlarına zemin hazırladı. Kötülüğün döl yatağı AB ve ABD bu açık alanda sürekli kötülük projeleri üretmeye devam ediyor.
İslam ümmeti olarak hâlâ bu kötülüklere “Dur” demeyecek, kötülüğün üstüne yürümeyecek, şerrin kökünü kazımak için elimizden geleni yapmayacak isek kötülükle savaşmadan savaşı kaybetmiş, İslâmî ve insânî sorumluluklarımızın altında kalmış, Allah’ın emri olan direnme görevimizi yerine getirmeden teslim olmuş olacağız. Bu ümmet bu zilleti dünyada da ahirette de taşıyamaz, taşımamalıdır.





Emri bil Mağruf, nehyi anil münkere sarılmadan düzelme olmaz.
Kardeşim Allah razı olsun. Güzel yazılar yazıp paylasiyorsun. Yüreğinize sağlık. Bizlerde okuyoruz. Sağ olasınız var olasınız. Dualarımla. Cuma'nın hayrı feyzi ve bereketi üzerimize olsun.
Allah razı olsun hocam. Müslüman toplumun gelmiş olduğu durumun röntgenini çekmişsiniz. İnşaAllah ders alıp halimizi düzeltiriz.
Ahlaki değerler için mücadele etmek. Günümüzde yapılması gereken en önemli mücadele ama nasıl. Bu internet denen şey çocuklarımızı elimizden aldı. Allah selamet versin.
Mustafa hocam at izinin it izine karıştığı bir dönemde günümüz Müslümanlarının küçücük menfaatleri uğruna nasıl birbirinden ayrı düşüp omurgasızlaştığını, değerlerinden ödün verdiğini anlatan birbirinden değerli yazı diziniz için teşekkür ederim. Allah (CC) Hud suresi 113. Ayetinde zulme rızanın zulüm olduğunu bildirir. Ve yine maun suresinde vay o namaz kılanların haline onlar kıldıkları namazda gafildir, dini yalanlar, yetim hakkı yerler, onlara gidecek yardımı engellerler buyurmuştur .Ve adı Muhammed ül emin olan alemlerin efendisi veda hutbesinde müslümanların kardeş olduğunu, karşılıklı rızaları olmaksızın mallarının da canlarının da helal olmadığını, beytülmalden bir hırka çalsa savaşta ölse şehit olmaz buyurmuşlardır. Günümüz müslümanı olarak allah resulunun buyurduğu gibi içinizden biri gördüğü bir yanlışı eliyle, diliyle düzeltemiyorsa bugz etsin ki bu imanın en zayıf derecesidir buyurmuşlardır. Allah'ın varlığına birliğine iman etmişsek "ZALİMLER İCİN YAŞASIN CEHENNEM"
Kardeşim Allah razı olsun. Güzel yazılar yazıp paylasiyorsun. Yüreğinize sağlık. Bizlerde okuyoruz. Sağ olasınız var olasınız. Dualarımla. Cuma'nın hayrı feyzi ve bereketi üzerimize olsun.
Yâ Rabbi! Bizim yaratılışımızı güzelleştidiğin gibi, yaşantımızı da güzelleştir! Cumanın hayrı bereketi üzerimize olsun selam ve dua ile kalın.
Amin amin hocam Allah raziolsun hayırlı cumalar dilerim selamlar inşallah
Allah razı olsun ,hayırlı cumalar.
Eyvallah Mustafa Hocam. Allah Razı olsun. Müstefit olduk. Cumamız bizlere hayırlar getirsin inşallah. Allah'a emanet olun Sn.Hocam
Emeğinize sağlık hocam hayırlı cumalar
Maalesef bir arayı açsak siyonist haçlı ervahiyla onlardan bize hayır gelmez gavurdanv dost domuzdan post olmaz
İnsanlık ailesinde hayasızlıklar yaygınlaşırken ahlaki değerler için mücadele yapılmaz ise, toplumsal cezalandırma kaçınılmaz olur. Bu Allah’ın değişmez bir yasasıdır.
Aslında kötülüğün normalleşmesi, bizim anormalleşmemiz anlamına gelir.
Gene harika bir yazı olmuş Hocam. Vurdumduymazlığımıza vurmuşsun. Uyanmaya vesile olur inşallah.
Ne olduysa azar azar oldu ve bu hâle geldik, Rabbim silkinerek uyanış nasip eylesin.