İnsanların hayatında sürekli var olan, yaşantısında etkili ve belirleyici rolü bulunan, fiziksel, duygusal, zihinsel ve toplumsal tutumlarına yön veren, kişiliklerini ve karakterlerini oluşturan davranışlara alışkanlık deniliyor.
İnsan yaşantısı çoğu zaman alışkanlıkları tarafından biçimleniyor. İbn-i Haldun'a göre "İnsan alışkanlıklarının çocuğudur." Belki başlangıçta alışkanlıklarını insanlar kendileri oluşturuyor ama sonrasında alışkanlıklar insanları oluşturuyor ve yönetiyor. Hayattaki tercihlerini, taleplerini, tavırlarını, tepkilerini hep alışkanlıkları belirliyor. Alışkanlıklar zamanla şartlanmışlıklara dönüşüyor. Aristo'ya göre insan neyi tekrar tekrar yapıyorsa kendisi de o oluyor. Sahip olunan alışkanlıklar kişilerin hayat kalitesini belirliyor. O halde şu konu üzerinde kafa yormamız gerekiyor; Kötü alışkanlıkları terk edip yerine iyi olanları kazanabilmek için ne yapmalıyız?
Müslümanlar olarak, öncelikle alışkanlıklarımızın kaynaklarının neler olduğunu iyi incelememiz gerekiyor. İnancımızla örtüşüp örtüşmediğine dikkat etmemiz, örtüşmeyen âdet ve alışkanlıklarımızı kontrol edip hayatımızdan atabilme güç ve iradesini gösterebilmemiz lazım. Hiç düşünüyor muyuz? sahip olduğumuz alışkanlıklarımızı kimler ve neler belirliyor? Bu sorunun cevabı İslami kimliğimiz açısından çok önemli. Belirleyici faktör din mi? Kültür mü? Atalar mı? Yasalar mı? Piyasa mı? Menfaatlerimiz mi? Hazlarımız mı? Yoksa bizi biz olmaktan koparmak için her türlü hileye başvuran emperyalist düşünce akımları mı?
Günlük hayatta alışkanlıklara yenik düşen inanç ve ideallerimiz, rahata, hazza ve menfaate kurban edilen değerlerimiz bizi kendi benliğimizden koparıyor ve İslam toplumu içinde sadece “Adı Müslüman” kimliğine mahkum ediyor. Bu durum, gönülden ve samimi imanın önünü perdeleyip kişiyi inanıyormuş gibi görünerek, imanlı kimse rolünü oynamak durumuna düşürüveriyor.
Müslümanlar olarak karmaşık hayatın içinde birçok yalana, yanlışa önce direniyor, sorguluyor, sonra susuyor, yutkunuyor, sızlanıyor ama zamanla alışıyoruz. Alıştıktan sonra artık sorgulamaz, yargılamaz, yadırgamaz oluveriyoruz. Yaşadığımız karmaşada hiç alışmamamız gereken şeylere de alışıyor ya da alıştırılıyoruz. Alıştıkça duyarsızlaşıyor ve değersizleşiyoruz zira dünyevileşiyoruz.
Bugüne kadar öğretilmiş çaresizliklere, üretilmiş korkulara, menfaate yamulmaya alışmakta pek zorlanmadık. Hatta günahları savunabilecek kadar günahlara alıştık. Bu gidişatın bir sonraki aşaması; yaşadığımız gibi inanmaktır. "Aldırma, bu dünya böyle gelmiş böyle gider" duyarsızlığına gelmektir. Kalabalıklar içinde yalnızlaşmak, tek kişilik dünyalarda izole olmaktır. Vahdet, cemaat, ümmet ikliminden uzaklaşmaktır. Yalnızlaşmak insanları aldırışsız ve acımasız hale getirir, "Kendine Müslüman" keyfiliğine düşürür ki Müslümanlar olarak bu zillete maalesef düştük.
Gelinen noktada ümmetin parçalanmışlığı, mazlum coğrafyaların perişanlığı artık bizi çok fazla ilgilendirmiyor. Çünkü önceliklerimiz değişti. Dertlerimiz farklılaştı. Doğrularımız karşısındaki duruşumuz yamulunca samimiyetimiz gitti. Kazandığımızda daha fazla harcamaya, yokluğu görmeden varlığa alıştık. Reklam ve rekabet kültürünün cazibesi bizi çok kötü vurdu. Ömür boyu taksitli ve kredili yaşamların abonesi olduk. Kitabın kurallarından ziyade piyasanın kurnazlığına alıştık. Mâbetlerden daha çok marketler gündemimizde. Moda, marka, model takıntımız tavan yapmış durumda.
Giyinik çıplaklığa alıştık. Erkeksi kadınları ve kadınsı erkekleri yadırgamaz olduk. Çünkü hayata artık farklı yerlerden bakıyoruz. Anlaşılan o ki, bundan sonraki en zor savaşımız alışkanlıklarımızla olacak.
Bugün hayatımıza hâkim olan alışkanlıklarımıza baktığımızda pek çoğunun dinimizle, kitabımızla, tarihimizle, değerlerimizle alakalı olmayan şeyler olduğunu görüyoruz. Kültür emperyalizmi şeytanın rehberliğini ve peşine takılmamızı çok kolaylaştırdı. Halbuki şeytan insana önce Allah’ı unutturuyor, sonra çağdaş çöplükte ne bulursa yutturuyor. Böylece Şeytanın ambalajladığı günahlara alışmak da bize kolay geldi ve hoşumuza gitti. Artık başkalarının işlediği günahları yadırgamayı geçin kendimiz de benzer günahlara dalmakta sakınca görmüyoruz. Bundan daha kötüsü, günahları savunabilecek kadar da cesaretlendik. Namaz kılmamaya, adaletsizlik ve haksızlık yapmaya, haram yemeye çok güzel kılıflar buluyoruz. Bu gidişatın bir sonraki aşaması Allah korusun, yaşadığımız gibi inanmaktır ki en tehlikelisi de budur. Bu durum küfre düşmenin kapısını aralar.
Evet, İnsan alışkanlıklarının kölesidir. Bir şeye alıştı mı yaptığı şeylerin doğru olup olmadığına bakmaz, sonra da yaptıklarının hesabını vermede acze ve perişanlığa düşer. İnancımız ve ihtiyacımız odur ki; bundan sonraki savaşımız, alışkanlıklarımızı aşmak, körü körüne kabullendiklerimizden kurtulmak adına olacaktır ve olmalıdır. Ve biz bu savaşı mutlaka kazanmalıyız…







Ne pahasına olursa olsun bu savaşı biz kazanmalıyız. Cenab-ı Allah yar ve yardımcımız olur inşallah.
Alışkanlık bir halata benzer, her gün bir lifi örer ve sonunda onu koparamayacak kadar güçlü yaparız.. Tarafimiz guzel aliskanliklar olmali
Amin amin hocam Allah raziolsun hayırlı cumalar dilerim selamlar inşallah
Hocam hayırlı cumalar saygılar ellerinizden öperim
Hocam emeğinize sağlık hayırlı cumalar
Mevlânın rahmet'i, bereketi, hidayeti ve mağfireti üzerimize olsun.Hayırlı Cumalar dilerim.Selam ve dua ile.
Cuma gününün feyzi bereketi rahmeti üzerimize olsun Mevlam sağlığınızı daim eylesin
Eyvallah Mustafa Hocam. Amiiin inşallah. Allah Razı olsun. Müstefit olduk. Cumamız bizlere hayırlar getirsin inşallah. Allah'a emanet olun Sn.Hocam
ALLAH RAZI OLSUN KIYMETLİ HOCAM.HAYIRLI SABAHLAR,HAYIRLI CUMALAR.Necati BENLİOĞLU
70-80'ler kuşağına kadar insanlar atasının adet ve dinini yaşıyor yaşadıkları, içinde bulundukları toplulukların, ata Erkul ailenin belirleyici kuralları çerçevesinde hayatlarına yön veriyorlardı. Bu ve bundan sonraki kuşaklar zamanla herşeyi sorgulayarak, irdeleyerek, inanarak hayatlarına yön vermeye başladılar. Öyle ki beş vakit namazda okuduğu fatiha suresini ataları öğrettiği kadarıyla okuyup vazifesini yerine getirmenin huzuruyla yaşarken yeni nesil"iyya kenağbüdü ve iyya kenestain" ayetini hayatına nakşetmeye çalışmaktadır. Ancak günümüzde dini kendi uhdesinde kullanan, ağzı kelime yapan hele hele biraz da gücü kuvveti olan birilerinin zorbaliğına maruz kalmamanız mümkün değil...ya onları ve güçlerini kabullenip önünüze koyacakları bir kabın hatırına sömürülerinin altına gireceksiniz yada derdiniz samimiyetiniz Allah olacaksa serefinizle yarı aç yarı tok Robinson Cruise hayatı yaşayacaksınız. Devletin dini Adalettir. Bunun dışında olursa kişilere, mihraklara hizmet eder.
Hiç düşünüyor muyuz? sahip olduğumuz alışkanlıklarımızı kimler ve neler belirliyor? Bu sorunun cevabı İslami kimliğimiz açısından çok önemli. Belirleyici faktör din mi? Kültür mü? Atalar mı? Yasalar mı? Piyasa mı? Menfaatlerimiz mi? Hazlarımız mı? Yoksa bizi biz olmaktan koparmak için her türlü hileye başvuran emperyalist düşünce akımları mı?
Halbuki şeytan insana önce Allah’ı unutturuyor, sonra çağdaş çöplükte ne bulursa yutturuyor. Böylece Şeytanın ambalajladığı günahlara alışmak da bize kolay geldi ve hoşumuza gitti. Artık başkalarının işlediği günahları yadırgamayı geçin kendimiz de benzer günahlara dalmakta sakınca görmüyoruz. Bundan daha kötüsü, günahları savunabilecek kadar da cesaretlendik. Namaz kılmamaya, adaletsizlik ve haksızlık yapmaya, haram yemeye çok güzel kılıflar buluyoruz. Bu gidişatın bir sonraki aşaması Allah korusun, yaşadığımız gibi inanmaktır ki en tehlikelisi de budur. Bu durum küfre düşmenin kapısını aralar. İfadeler kafamı zonklattı değerli kardeşim.
Değerli hocam, bu yazılar çok aydınlatıcı ve uyarıcı oluyor. Severek takip ediyor ve bir solukta okuyoruz. Allah sizden razı olsun.