İnsan ruh ve cesetten meydana gelmiş komplike bir varlıktır. Bu gerçeğe bağlı olarak, hastalıkları da maddi ve manevi olmak üzere iki çeşittir. Kur'ân ve onun bir açıklaması, bir ilavesi sayılan sahih hadisler, her iki çeşit hastalığın sebep ve sonuçları üzerinde uyarı ve tavsiyelerde bulunur.
Kalbin hastalıkları, ya şek ve şüphe veya şehvet ve sapkınlık şeklinde olur. Kur'ân-ı Kerim'de bunların her birine ayrı ayrı işaret edilmektedir. Bu hastalık çeşitleri, çoğu kere, bedenî hastalıkların da ilk sebepleridir. Kalbî hastalıkların çaresi, Allah'a ve Rasûlu'ne inanmak ve bu inancın gerektirdiği şekilde yaşamaktır. Kalbî-ruhî hastalıkların maddi ilaçlarla tedavisi söz konusu değildir.
Kur'ân-ı Kerim, bedene ait hastalıklardan da bahseder ve bu durum pek çok fıkhî hükümlere konu teşkil eder. Bedenle ilgili hastalıklardan korunma çareleri üzerinde durur. Sıhhati korumak, sıhhate zarar veren şeylerden sakınmak, helal olmayan arzu ve isteklerden uzak durmak genel prensiplerdir.
Kıyamete kadar bütün insanlığa hitap edecek olan bir dinin bu espriye sahip olması çok büyük önem taşır. İslam tıbbının temelini oluşturan yapı, sıhhatli insan ve sıhhatli toplumdur. Ruh ve beden açısından sağlıklı insanlardan oluşan bir toplum, gözetilen hedeflerin başında gelir. İnsan sağlığını tehdit eden her tehlikenin bertaraf edilmesi esastır. Bunun içindir ki, tıp konusunu hareketlerimizdeki, yiyecek ve içeceklerimizdeki helaller ve haramlarla bağlantılı düşünmek zorundayız.
Kur'ân-ı Kerim ve sahih sünnetin koyduğu kuralları, zaman eskitip yıpratamaz. Bu ana tema tıp konusunda da geçerlidir. Bütün tedbirlere rağmen, hastalık kaçınılmaz bir vakıa olarak karşımıza çıkabilir. O zaman yapılacak iş, tedavi yollarına başvurmak, şifaya kavuşma çarelerini aramaktır.
Sahabe, her konuda olduğu gibi, tıbbi konularda da Peygamberimiz'in tavsiyelerine uymuşlardır. Hz. Ömer'in (ra) Şam seferi sırasındaki tavrı, bunun önemli örneklerinden sadece biri ve toplumu ilgilendirenidir. Hz. Ömer (ra) ordu komutanı Ebû Ubeyde'nin (ra) Şam'da veba olduğunu haber vermesi üzerine, ashap’dan müteşekkil - bir nevi- sağlık şurasını toplamış, Hz. Peygamber'in "bulaşıcı hastalık olan yere girmeme ve oradan dışarı çıkmamayı" emreden hadislerine dayanarak Şam'a girmemeye karar vermiştir. Hz. Peygamber'e uyma yönündeki bu uygulama bütün ümmeti kapsamaktadır.
Vücut temizliği başta olmak üzere, yiyecek içeceklerimizin ve çevrenin temizliğine gereken önemi vermek, yiyecek ve içeceklerde denge muhafaza etmek, zararlı yiyecek ve içecekleri yiyip içmemek gibi temel tavsiyelerin yanında, hastalık anında en ehil doktora başvurmak, hastalığın tedavisine gayret etmek vb. konular hadislerde yer almaktadır.
Hadislerde, her hastalığın bir çaresinin olduğu hatırlatılarak, tıbbi araştırmalar teşvik edilmiş olmaktadır. Ayrıca tedavi yollarını araştırmak da teşvik edilmiştir. Tedavi yollarından bahseden pek çok hadis yanında, "haramla tedaviden sakındıran" hadisler de vardır.
Bu son Korona salgınında görüldüğü gibi bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış olanlarla temas, böyle bir kişiyle aynı yerde bulunmak bile çok büyük sıkıntılara sebep olmaktadır. Zira böyle bir hasta ile değil uzun süre bir arada olmak, belki bir kere tokalaşmak, kucaklaşmak hatta belki sâdece karşılaşmak bile ondaki hastalığı bize de bulaştırabilmektedir.
Burada maksadımız tıbbın alanına giren hastalıklardan bahsetmek değil elbette. Bizim için asıl önemli olan bulaşıcı hastalıklar, insandan insana geçen kötü huylar, kötü alışkanlıklar, hatalı tavırlar ve hareketler, kısacası bütün manevî hastalıklardır. Zira gâfil, günahkâr, asi, zalim, ahlâkı bozuk ve kötü alışkanlıklara sâhip olan insanlar, tıpkı bulaşıcı hastalıklara yakalanmış olan hastalar gibidir. Bu gibi kimselerle ne kadar çok vakit geçirir, onlara ne kadar yakın olursak, onlardaki hastalıkların bize sirayet etme ihtimâli de o kadar artar. Öyleyse bu gibi kimselerden uzak durmak hatta kaçmak gerekir. Hem de tıpkı öldürücü mikroplardan ve kahredici virüslerden kaçar gibi kaçmak lazımdır. Bunlar en yakın akrabalarımız ya da arkadaşlarımız da olsa fark etmez.
İnsan beraber yaşadığı insanları doğru seçmezse, kötü huylu kimselerden uzaklaşmazsa ya da en azından bu gibi kimselerle arasına belli bir mesafe koymazsa, başına geleceklerin sorumluluğu kendisine ait olur. Tıpkı bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış olan bir kimseden uzak durmayan, devamlı onunla beraber olan, o kişi ile yakınlık kuran kimselerin, aynı hastalığa yakalanarak başlarını belâya sokmaları gibi.
Peygamberimiz buyurur; “İyi arkadaşla kötü arkadaş misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın!” (Müslim, Birr, 146)
Herkesin bildiği gibi bulaşıcı hastalıklar, türlü türlüdür. Kimisi nezle gibi çok kolay bulaşır fakat büyük bir tehlike arz etmez. Kimisi de kolay kolay bulaşmaz ama bulaşırsa çok tehlikeli olabilir. Kimi hastalık da vardır ki hem çok kolay bulaşır hem de çok tehlikelidir. Üstelik her bulaşıcı hastalık, herkese aynı derecede tesir etmez. Bünyesi sağlam bir insanı pek fazla sarsmayan bir hastalık bünyesi zayıf ya da hasta olan bir kimseyi kısa sürede mahvedebilir. Bazı bulaşıcı hastalıklar, hiç belirti vermez, doktorlar bile onları zor teşhis eder, kimisi de kendisini hemen belli eder.
Kötü huylar, kötü alışkanlıklar ve bütün manevî hastalıklar da böyledir. Meselâ dedikodu ve gıybet hem çok kolay bulaşan hem de çok tehlikeli bir hastalıktır. İnsan dedikodu yapan birisiyle bir araya gelmeye görsün, hiç farkında olmadan o da dedikoduya iştirak eder. Üstelik dedikodu tıpkı hızla çoğalan ve kolayca yayılan bir virüs gibi, yaptıkça yapılan, yayıldıkça yayılan bir hastalıktır. Bazı kötü huylar da vardır ki, çok gizli ve derindedir. Çoğumuz onları kolay kolay fark edemeyiz. Meselâ haset gibi, riya gibi kötü huylar böyledir. Hatta öyle ki, bu hastalıklara sâhip olanların çoğu da kendisinde böyle bir rahatsızlık olduğunun farkında değildir.
Sigara, içki, uyuşturucu gibi alışkanlıklar da kolay bulaşan hastalıklar gibidir. Çoğu insan bunlara bir arkadaşının basit bir teklifi ve teşviki ile kolayca başlar ve eğer yol yakınken onu bu kötü alışkanlığından kurtaracak bir kimse yoksa kolay kolay da kurtulamaz. Zira alışkanlıklar insanda önce tiryakiliğe sonra iptilaya dönüşür ve en nihâyet bir tabiat hâlini alır.
Nasıl ki bulaşıcı hastalıklardan korunmak için o hastalığı taşıyanlardan uzak durmak gerekli ise, manevî hastalıklardan korunmanın çaresi de, bu gibi hastalıklara mübtela olan insanlardan uzak durmaktır. Türkçemizde bu hikmete işaret eden çok güzel darb-ı meseller vardır. "Körle yatan şaşı kalkar", "Kişi refikinden azar", "Üzüm üzüme baka baka kararır" bunlardan bazılarıdır.
Sûre-i Tevbe'deki , "يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ" âyet-i kerîmesinde, "Ey îmân edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun" buyrulmuştur. Yani iyilerle, doğrularla, salihlerle beraber olmak, takva ile beraber emredilmiştir. Eğer selâmete erişebilmemiz için yalnız Allah korkusu kafi gelseydi, iyilerle beraber olmamız emredilmezdi. İslâm'ın temel rüknü olan namazın cemaatle kılınması, bütün müminlerin hep aynı ayda oruç tutmaları, haccın toplu olarak ifa edilmesi, hep bu hikmetin tezahürleridir.
"İyi güzel söylüyorsun da, bu devirde günaha düşmeyen, harama bulaşmayan, kötü alışkanlıkları olmayan, gıybet-dedikodu yapmayan, salih ve sadık insanları nereden bulacağız?" diye düşünüyorsanız öncelikle samimi bir gayretle bu kişileri bulmak için vesilelere müracaat etmek gerekir. Kıyamete kadar her devirde Allah’ı seven ve Allah’ın sevdiği güzel insanlar mutlaka vardır ve olacaktır. Yok eğer "Bulunduğumuz yerde böyle insanlar bulamıyoruz" diyorsanız, yapacağınız şey, uzleti tercih etmek olmalıdır. Kötülerin hâkim olduğu, her tarafta kötülüklerin icra edildiği, iyiliğin ve iyilerin bulunmadığı yer ve zamanlarda selâmet, uzlettedir. Bu büyük salgında da, herkesin mecbur kalmadıkça dışarı çıkmaması, mümkün olduğu kadar kimseyle temas etmemesi, dışarıya çıkmaya mecbur olduğu hallerde de kendisini dikkatle koruması, insanlarla mesafeli olması, en küçük bir temas hâlinde de hemen kendisini arındırması tavsiye edilmektedir.
Günahlardan sonra TEVBE de aynen bunun gibidir. Hz. Mevlana’nın ifadesi ile; “Bir günah işlediğin zaman hemen tevbe et. İnsan suya düştüğü için değil, sudan çıkamadığı için boğulur.”
Rabbimizden temennimiz; bizleri maddi ve manevi hastalıklara müptela olmaktan muhafaza etmesi, bu konuda bize basiret verip yardım etmesi, emniyet ve koruması altına alması, müptela olanlara da kurtuluş ve şifa vermesidir. Selam ve DUA ile… 02/04/2020







Bu güzel ve düşündürücü yazı için Mustafa abime teşekkür ederim. Allah razı olsun.
Hocam yazılarinizda güncel konulara değiniyor ve bizleri bilgilendiriyorsunuz. Allah sizden razı olsun.İnşallah en kısa zamanda bu virus derdinden kurtuluruz.
Harika bir yazı. Hepsini okuyorum ama çok ara veriyorsunuz. Haftalık yazsanız daha çok istifade ederiz.
Değerli kardeşim Dr.çabalamış uğraşmış emek sarfetmiş hastaların tedavisi için elinden geleni yapmış reçeteyi yazmış hastanın eline vermiş.ilacı kullanıp tedavi olmak hastanın kendine kalmış.elinize yüreğinize sağlık.Allah emeğiniziboşa çıkarmasın.bu vesiyleyle okuyup anlayıp gereğince amel edenlerin sayılarını artırsın.Bedeni hastalıkları tedavi etmek ruhi hastalıkları tedavi etmeye göre biraz daha kolay.onun bir ilacı tedavi ortamı var.ruhi hastlıklar dünyayı bırak ülkemizi o kadar sarmış ki sizler gibi çok az kişiler hariç kimsenin umurunda değil.bu koronodan daha tehlikeli olan bu bulaşıcı evlerimize kadar girmiş ne yazıkki bir önlem alamıyoruz.Çünkü bataklığın içindeyiz,ne kadar temiz olsan ne kadar sakınsan ayağına ayakkabına paçana bulaşıyor.Bataklıksa durmadan besleniyor.bu bataklığı besleyen akımları önlemekse bizi aşıyor.ne elimizle nedilimizle men edemiyoruz,sadece kınıyoruz kızıyoruz.bozuk musluğu tamir edemiyor aktığı yeri kurulamaya çalışıyoruz.bir neticede alamıyoruz.
Tam da günün anlamı ile bütünleşmiş bir yazı. Teşekkür ederiz hocam
Allah razı olsun.Agzına sağlık.
Değerli Hocam, kaleminize, yüreğinize sağlık. Allah bizleri her türlü marazdan muhafaza etsin.
Sn. Hocam Rabbim ağzına yüreğine sağlık, kalemine kuvvet versin. İnş.
ESSELAMU ALEYKÜM SEVGİLİ HOCAM. ALLÂH CC RAZI VE HOŞNUD OLSUN INŞAALLAH. KALEMİNE YÜREĞİNE SAĞLIK.
Bu güzel paylaşım için teşekkürler kaleminize sağlık.