İslam Dini, kesin olmayan bilgiye, zanna ve vehme göre kanaat sahibi olmayı, fikir yürütmeyi, hüküm bina etmeyi şiddetle yasaklamıştır. Bu tür yalana, iftiraya ve fitneye sebep olan davranışların Müslümanlarda bulunmaması gerektiği ayet-i kerimelerde çok açık bir şekilde izah edilir. "Ey iman edenler, zandan çokça sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır." (Hucurat, 49/12).
Hz. Peygamber (s.a.s) de: "Zandan sakının. Şüphesiz zan sözün en yalan olanıdır." Buyurur.
Burada kast edilen “sû-i zan”dır. Su-i Zan; bir şüphe veya emare ile başkası hakkında kötü kanaat beslemek ve bunu bir karar olarak benimsemektir. Bir insan hakkında elde kat’i bilgi olmadan zanla verilen bir karar yanlıştır, yasaklanmıştır. Şüpheyi kesin bilgiye dönüştürmeden, delillere dayandırmadan kanaat sahibi olunmamalı, hüküm verilmemelidir. Gelen bir haberi araştırmak, doğrusunu öğrenmek yanlış yaparak pişman olmamak adına çok büyük önem taşır.
"Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurât, 6)
Ayetin, güvenilmez kimselerin getirdikleri haberleri, doğruluğunu araştırmadan kabul etmenin uygun olmadığı yönündeki manası ve hükmü geneldir, her zaman ve mekânda geçerlidir. Sosyal ve hukukî hayatın düzenli yürümesi, haksızlık ve huzursuzlukların önüne geçilmesi bakımından çok önemli olan bu talimat ayetinin indirilmesi ibretli bir olay üzerine olmuştur. Ayetin geliş sebebi tefsir kitaplarında şöyle nakledilir: Hz. Peygamber tarafından Velîd b. Ukbe, Benî Mustalik kabilesinin zekât vergisini toplamak üzere gönderilir. Velîd yolda iken birisi, bu kabileden silahlı bir grubun yola çıktığı haberini kendisine bildirir. Velîd, cahiliye döneminde aralarındaki düşmanlık nedeni ile kendisini öldürmeye geldiklerini zanneder, onların savaşmak için çıktıklarını düşünerek geri dönüp Peygamberimize durumu; “Ey Allah’ın Resulü, onlar beni zekâttan menettiler ve hepsi silahlanıp beni öldürmek istediler, ben de aralarından kaçtım” şeklinde anlatır. Peygamberimiz, haberin doğru olup olmadığını araştırmak ve gereğini yapmak üzere Hâlid b. Velîd’i gönderir. Halit kabileye yakın bir yerde konaklayarak durumu araştırır; söz konusu grubun ezan okuyup namaz kıldıklarını, İslâm’a bağlılıklarının devam ettiğini tespit eder ve Medine’ye döner. Sonunda onların, zekât tahsildarı geciktiği için durumu öğrenmek ve zekâtı kendi elleriyle Hz. Peygamber’e teslim etmek üzere yola çıktıkları anlaşılır (Müsned, IV, 279; Kurtubî, XVI, 296 vd.).
Korku ve şüpheden kaynaklanan zan ve yalan üzerine kurgulanarak oluşturulmaya çalışılan bir algı Peygamberimizin feraseti ile çok büyük bir felakete sebep olmadan önlenmiş olur.
Zan, şüphe, korku ve yalan üzerine oluşturulan algı operasyonları her devirde ve her toplumda vardır ve farklı amaçlar için kullanılmaktadır. Bu gün, başta küresel emperyalistler olmak üzere, çağımızın en büyük silahı haline gelen “yalan” ve yalanları “algı ve manipülasyon” ile “gerçekmiş” gibi gösterme siyaseti ve operasyonu tüm dünyada ve ülkemizde yaygın bir halde revaçtadır.
Yalan ve algı operasyonunun en yakın örneklerinden biri, 2003 yılında, Amerika’nın Irak’ı işgali sürecinde yaşandı. Saddam Hüseyin’in “Kimyasal silah” ürettiğine yönelik yalan “deliller” ortaya atılarak ve buna Irak’a “ Özgürlük ve Demokrasi” getirme yalan ve algısı da ekleyerek, Irak’ı işgal ettiler. Yalanla girdikleri bu ülkede, tarihin en büyük soykırım, taciz, tecavüz ve katliamlarını yaptılar.
Aynı yalan ve algı yönetimi emperyalist ve siyonist güç ve onların emrindeki basın ile Suriye, Yemen, Filistin, İran, Afganistan, Mısır, Libya’da ve Çin zalimleri tarafından D.Türkistan’da uygulanmış ve halen de uygulanmaya devam edilmektedir.
Maalesef bu ahlaksız anlayış ülkemiz basın ve siyasetinde de çok yoğun bir şekilde uygulanmakta, yazılı, görsel ve sosyal medya kullanılarak, îmanî, insanî ve ahlâkî bütün prensipler ayaklar altına alınarak muhalifini alt etmek için kullanılmaktadır. Süreç içinde geniş kitlelere bulaşıcı bir virüs gibi yayılan bu anlayış, toplumu çürütmekte, aldatma ve kandırma siyaseti ile zihinler bulandırılmakta, insanların gerçekleri öğrenme imkanı ortadan kaldırılmaktadır. Doğrusunun ne olduğunu araştırma tembelliği de maalesef yalanlara kolayca kapılma idraksizliği ile sonuçlanmaktadır.
Burada güdülen hedef ve izlenen yol, H.Kissinger’’ın “ Bir şeyin gerçek olması pek o kadar önemli değildir. Fakat gerçek olarak algılanması çok önemlidir.” sözü ile ortaya konulmaktadır. Bu söz bir bakıma içinde yaşadığımız dünyanın ahvalinin de özeti gibidir.
Yalan ve algı öylesine etkin kullanılmaktadır ki, Demokrasi denilerek Diktatörlükler kurulmakta, Barış denilerek Savaşlar çıkarılmakta, Özgürlük denilerek Esaret ve Bağımlılıklar oluşturulmakta, Sağlık denilerek Hastalıklar üretilmekte, Eğitim denilerek Cehalet yaygınlaştırılmaktadır.
Yalan, algı yönetimi ve manipilasyonun önemli isimlerinden biri olan, Hitler’in propaganda bakanı J. Goebbels’e atfedilen siyasi tavsiyeleri konuyu çok güzel anlatır. Goebbels şöyle der:
“ *İnsanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğimizi yapabiliriz.
*Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin.
*Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar.
*Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa, o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması o kadar kolaylaşır.
*Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.
*Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.
*Asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin.
*Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.
Dinimiz; yalanı, yalanla oluşturulan algıyı, manipülasyonu kökten haram kılmıştır. Yanlış yollarla doğru hedeflere varılmaz, varılsa da meşru ve kalıcı olmaz. Yalan söylememek kadar gelen bilginin doğruluğunu araştırmadan, haberi yayanların hedef ve niyetlerini algılamadan hemen peşine düşmek, ona göre fikir sahibi olmak, harekete geçmek, yargılamak telafisi mümkün olmayacak hatalara düşmenin, izzet ve itibarını kaybetmenin temel nedenlerindendir. Merhum S. Karakoç’un dediği gibi “Anlamak masraflı iştir. Emek ister, gayret ister, samimiyet ister. Yanlış anlamak kolaydır oysa. Biraz kötü niyet, biraz da cahillik kâfidir.”
Yalan söylemenin en büyük sebebi korkaklıktır zira yalan korkunun tortusudur. Beyin tembelliği yalana kanma ve kapılmanın, güdülmeye müsait sürülere dönüşmenin en büyük sebebidir. Günümüzde düşülen durumların sebeplerinin bu açıdan da değerlendirilmesi önem arz eder.
Rabbim basiretimizi ve ferasetimizi artırarak algılarla oluşturulmak istenen sinsi tuzaklara karşı araştırma ve doğru bilgiye dayalı inançla, teyakkuz halinde olma idrak ve bilincini bizlere lütfetsin.







Allah razı olsun sevgili kardeşim
Amiin. Allah razı olsun hocam.
Amiin, inşaallah hocam.
Eskiden sadece birbirlerini tanıyan insanlar arasındaki suizan,yalan, iftira meselesi, günümüzde sosyal medya sayesinde çok daha geniş bir kitleye ulaşıyor.İnsanlar, muhatapları karşılarında olmadığı için çok daha hoyrat davranabiliyor.Oysa sosyal medyadaki paylaşım ve yorumlarımızdan da hesaba çekileceğimiz kesindir.. Haliyle çok daha dikkatli olmamız gerekiyor paylaşım ve yorumlarımızda...
Değerli hocam inşallah bu yazı yanlışı doğru, doğruyu yanlış bilenlerin hatalarını düzeltmelerine vesile olur. Allah razı olsun.
Aynen katılıyorum gönlü güzel Sevgili Hocam sayın başkanım. Rabbim nazardan korusun
Maalesef günümüz insanı medya yoluyla önüne hazır gelen sözleri araştırmaya ihtiyaç duymadan kolayca kabul ediyor. Çünkü araştırmak biraz zahmetli hatta birazda bilgi gerekiyor.
Amin.Teşekkürler hocam.Bütün bu püf noktalar ailede,okulda,sokakda,siyasette,çarşıda,pazarda kulaklarımıza küpe olur inşaallah.
Allah razı olsun.Hocam
Sevgili kiymetli hocam rabbim cemi cumlemize sağlik versin.selamlar
Hocam müthiş tespitler
hocam allah razı olsun geceniz mubarek olsun
Muhteşem bir yazı. Hocam Allah senden razı olsun. Herkesin çok dikkatli olması gereken bir konuyu işlemişsiniz
Kaleminize,yüreğinize sağlık Mustafa hocam.En kalbi duygularla katılıyorum.İzninizle Facebook sayfam yok ama, Twitter’dan paylaşacağım
Çok önemli bir ders hocam. Çok dikkatli olmamız lazım. Herkes her sözü farklı maksatlarla söylüyor.
Saygı değer hocam. Rabbim sağlık sıhhat versin. Hayırlı Akşamlar.
Çok doğru. Yalanlarla avutuluyoruz. Bilincimizi yitirdik
Allah razı olsun üstadım. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyoruz. Bu da çok hata yapmanıza sebep oluyor maalesef.
Sağolasın hocam
Hocam harikasın. Tüm siyasiler okumalı bu yazıyı
Araştırmadan inanmak, her söylenen yalana kanmak maalesef toplumsal hastalık oldu.
Aynı haber bile haber kanallarında farklı farklı. İşleri güçleri yalanla algı oluşturmak. Çok güzel izah etmişsiniz hocam
Yalan ve asparagas haberlerden bıktık. Haber dinlemekten nefret ediyoruz. Yazınız çok anlamlı
Harika bir yazı, yüreğinize sağlık hocam
Allah razı olsun hocam
Saygıdeğer Hocam "bizim mahalle"de de sıkça düşülen ve bu sebeple pek oralı olunmak istenmeyen çok önemli bir konuyu gayet veciz bir biçimde kaleme almışsınız. Allah razı olsun. İnşaallah önce şahsım olmak üzere istifade edeni çok olur. Rabbim kaleminize kelamınıza bereket ihsan eylesin
Maalesef öğretmenim. Tv kanalları da olmak üzere heryer yalan haber kaynıyor. Doğruluğunu araştırmak bile bazen mümkün olmuyor. Hemen inanmak olumlu ya da olumsuz olsun maalesef zarar veriyor. Yüreğinize sağlık